Künye
Menü
TÜRKİYE TARAF OLMAYA ZORLANIYOR! | M. Sarıalioğlu
M. Sarıalioğlu

takahaber61@gmail.com

TÜRKİYE TARAF OLMAYA ZORLANIYOR!

Değerli Okurlar,

Bu haftada gündem çok yoğundu. ABD ve Rusya arasındaki gerilim Ukrayna üzerinden iyice tırmandı. Amerika Cemal Kaşıkçı cinayetinde Selman’ı suçlama yolunda politika değişikliğine devam ediyor. Daha da ilginci Biden yönetimi Filistin’e yeniden yardım yapmaya başladı.

Dünyada bu tür gelişmeler olurken Türkiye’de adeta kıyamet koptu. 104 emekli amiral bir araya geldiler, oturdular, konuştular, istişarelerde bulundular ve bir bildiri kaleme aldılar. Üstelik bildiriyi de gece yarısı açıkladılar. Geçmişte verilen muhtıralara benzer unsurlar içeren bu bildirinin tek farkı imzalayanların emekli askerler olmasıydı. Sadece amirallerden oluşan emekli askerler olmaları da ilginçti.

Dışarda yaşanan gelişmeler ile içerde başlayan yeni gerilimi bir arada düşünüp geçen haftaki analizlerimizle birleştirelim. Resmin geri kalanını beraber çizelim.

Biden yönetimindeki ABD, NATO’yu yeniden hareketlendirmenin peşinde. Aslında soğuk savaş dönemindeki gerilimleri canlandırarak liderliğini teyit ettirmek istiyor. Çin karşısındaki rekabetinde Avrupa’yı, İngiltere’yi ve Türkiye’yi yanında toparlamak istiyor. NATO sopasını göstererek tarih içindeki geri gidişini frenlemek ya da en azından örtmek istiyor. Bu nedenle de Ukrayna’ya gaz veriyor. Yunanistan, Balkanlar ve Akdeniz’deki askeri varlığını hissettirerek NATO misyonunu harekete geçiriyor.

Bunu fark eden Ruslar, ABD daha fazla pozisyon almadan tepki vermek istiyor ve Ukrayna ile gerilimi artırmaktan çekinmiyor. Çatışma alanı olarak Ukrayna belirlenmiş görünüyor.

ABD Ukrayna’da NATO’yu gündeme getirirken İngiltere ve Avrupa’ya da sıcak mesajlar vermeyi ihmal etmiyor. “Batı’nın lideri benim ve sorunları benim liderliğimde beraber çözeceğiz” demeye getiriyor. Bu nedenle Filistin’e yardımı yeniden başlatarak hem Avrupa’ya(Fransa, Almanya) hem de İngiltere’ye gülücükler dağıtıyor. Türkiye de Biden’in bu gülücüğünü görüyor ancak kendisine dönük olmadığını da itiraf etmek gerekir. Bir de Selman’a soğuk davranma ve Suudları hizaya getirme çalışmaları var. İngiltere Biden’ın Suudi Arabistan konusunda kendisini yeniden dikkate almasından memnun gözüküyor.

İşte Türkiye bu denklemde kendisine yer arıyor. Bir müddet İngiltere ile iyi ilişkiler kurarak Ruslarla Suriye’de denge sağlayan Türkiye’nin elinden İngiltere dostluğu her an kayabilir. O zaman elinde Avrupa Birliği ve içerde sükûneti sağlamak formülleri kalıyor.

En azından Almanya ile ilişkileri sıcak tutmak, demokratik reformlar ve göç anlaşmaları ile süreci ayakta tutmak Türkiye için önem kazanıyor. Yunanistan ile gerilimi azaltmaya bu nedenle değer veriyor. Doğrusu Almanya da ticari kaygıları nedeniyle, Türkiye’nin denge politikasına katılarak yeni soğuk savaş benzeri bir gerilimi çok istemiyor. Türkiye ve Almanya’nın gerilimi azaltma girişimleri dikkat çekiyor.

Tam bu sırada Türkiye’nin Almanya ile yeni sorun alanları açması doğru bir hamle olmaz. İçerde Biden yönetimine selam çakmak adına bunu isteyen gruplar gözlemliyorum. Sanki Türkiye’nin iyice yalnızlaşması ve NATO ittifakına mahkûm bırakılması siyaseti izleniyor.

104 Amiralin aniden bir gece yarısı bu bildiriyi yayınlaması yukarıda özetlediğin küresel hesapların bir parçası olabilir. Düşünün; önce Türkiye NATO ile tam müttefik olarak hareket etmeye zorlanıyor, sonra elindeki İngiliz ve Almanya ilişkileri bu NATO ittifakına devrediliyor ve gerilim tarafları birleştirilip ikiye indiriliyor. Rusya, Çin ve İran ile NATO şemsiyesi altında ABD, İngiltere ve Avrupa. Böylece Türkiye’nin oyun, manevra ve denge kurma alanı oldukça daralıyor. NATO fili ile Rusya-Çin fili kavga edince olan elbette çimenlere olur. Türkiye gerilimde taraf olmaya zorlanıyor.

Bu yalnızlaştırma operasyonunun üstüne bir de içerde gerilim artırılıp darbe tehdidi canlı tutulursa, Türkiye iyice sıkışacaktır. Demokratikleşme, yeni anayasa, Avrupa Birliği ile iyi ilişkiler gibi politika araçlarını kaybedecektir. Ya teslim olacak ya da teslim alınacaktır. Bu durumda, -Allah korusun- İnönü’nün İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki teslimiyet günlerine yeniden dönebilir.

Nasreddin Hoca bir gece yarısı kavga ve gürültü sesleriyle yatağından fırlar. Kışın ortasında, soba geçmiş, oda soğumuş, dışarda karın altında ne oluyor diye pencereden sokağa bakar. İki adam birbirini kıyasıya dövüyor. Bağırışlar, küfürler havada uçuşuyor. Hoca da mahallenin ileri geleni. Mahalle sakinleri aklı başında bir adam çıksın da şu serserileri bir yatıştırsın bekler. Başka yer yokmuş gibi adamlar Hoca’nın penceresinin altında kavgayı devam ettirirler. Hoca dışarı çıkıp müdahale etmeden kavga duracağa benzemez.

Son çare Nasreddin Hoca yorganına iyice sarılır ve sokağa inip adamları ayırmaya girişir. Ama ne mümkün! Hoca’nın geldiğini gören adamlar kavganın dozunu iyiden iyiye artırırlar. Hoca kavganın içine dalar. Bağrışmalar, çekiştirmeler derken bir müddet sonra Hoca adamların beraberce aynı yöne doğru kaçtıklarını görür. Kavgayı ayırmış, sonlandırmıştır. Öyle zanneder. Ancak bir ne görsün, sarıldığı yorgan gitmiştir. Yorgan gitmiş kavga bitmiştir. Olan bizim Hocaya olmuştur. Artık üzerine kar yağıyordur.

Meğer hedef Hocanın yorganıymış. Meğer hedef Türkiye’yi başladığı yere döndürmekmiş.

Kalın sağlıcakla…


 


        YORUMUNUZU PAYLAŞIN