Künye
Menü
Siyasette Gündem Savaşları! | M. Sarıalioğlu
M. Sarıalioğlu

takahaber61@gmail.com

Siyasette Gündem Savaşları!

Bu hafta iktidarla muhalefetin gündem savaşları ortaya çıktı. Muhalefet olağanüstü ve
demokrasiye aykırı olduğunu söylediği Cumhurbaşkanının yetkilerini tartışmakta ısrarcı. Tüm
olayları Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin ortaya çıkardığı çok güçlü bir
Cumhurbaşkanına bağlıyor. Tüm sorunların kaynağı olarak Cumhurbaşkanlığı Hükümet
Sistemini ve onun ilk uygulayıcısı olan Recep Tayyip Erdoğan’ı görüyor. Muhalefetin bu
siyaseti uluslararası arenada Erdoğan muhalifi olan ülkelerin hedefleriyle örtüşüyor. Boğaziçi
Üniversitesi’ne rektör atanmasına karşı yükselen tepkiler ve ülkeye yayılmaya çalışılan
olaylar bu anlayışın bir tezahürü. Bu olaydan hareketle muhalefet, iki önemli fikrini
gündemde tutma konusunda çaba sarf ediyor. Mümkünse bu fikirlerinin toplumun tüm
kesimlerinde yaygın bir kanaate dönüşmesini amaçlıyor:


Birincisi, Cumhurbaşkanı Hükümet Sisteminin kendisi sorunlu bir sistemdir. Asla Türkiye’de
sağlıklı işlemez. Demokrasiyi tehlikeye atar. Halka bir yarar sağlamadığı görülmektedir. Özü
itibarıyla toplumda barışı ve huzuru sağlayamaz. Bu sistemden ilk fırsatta vazgeçilmelidir.
Bunun için de ilk seçimde Millet ittifakının adayına oy verilerek sistemin yeniden raya
oturtulması gerekir…
İkincisi, zaten özünde sıkıntılı olan bir sistem mevcut Cumhurbaşkanı tarafından çok hoyratça
kullanılmaktadır. Hukuk devleti hiçe sayılmaktadır. Türkiye hızla tek adam yönetimi
anlayışına sürüklenmektedir. Demokrasi sadece sandık değildir. Demokrasinin asıl
göstergeleri ülkedeki resmi ve sivil kurumların güçlü olmasıdır. Kuvvetlerin tek elde
toplanmak yerine birbirini dengeleyici şekilde dağıtılması gerekir. Cumhurbaşkanı gücü kendi
elinde toplamış, milletten aldığı oyu bahane ederek ve bu desteğe dayanarak çıkardığı
kanunlar ve kararnameler ile keyfi yetkiler kullanmaktadır. Her seçimle gelenin bu denli keyfi
yetkileri olmamalıdır. Devletin ve toplumun geleneksel yapılarına karşı duyarlı olmalıdır. Bu
nedenle de Boğaziçi üniversitesi rektörünü atamak yetkisi zaten yanlıştır. Üstüne bu yetkiyi
de kötüye kullanarak, bu üniversitenin geleneklerini de hiçe sayarak keyfi bir atama
yapmıştır. Bu olay Erdoğan’ın seçimle gelen bir padişah gibi davranmasının açık delilidir…

İktidar ise baştan beri istikrar ve kalkınmayı savunmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet
Sistemini; ülkeyi koalisyonlardan ve istikrarsız hükümetlerden kurtarmak, güçlü iktidarla
yönetim sağlamak için hayata geçirmiştir. Milletin çoğunluğundan destek alan bir kişinin
partisiyle birlikte; ülkenin ekonomik sıkıntılarından, adaletinden, kalkınmasından, huzur ve
güveninden sorumlu olması gerektiğine inanmaktadır. Bu nedenle de adaletten ekonomiye ve
güvenliğe kadar her alanda plan ve koordinasyon imkânlarını da kullanarak ülkeyi
yönetmenin yararlı olacağını düşünmektedir. Bunları yapabilmek de yetkili ve güçlü bir siyasi
yönetim gerektirmektedir.
İktidar, muhalefetin Cumhurbaşkanlığı Sistemini ve Cumhurbaşkanını sıkıştırmak için
kullandığı Boğaziçi olaylarına karşı bu hafta kendi gündemini ortaya attı. Aslında bu gündem
belirleme savaşları epeydir devam ediyordu. Gündemi belirleyenin 2023 seçimlerini
kazanacağı gibi bir varsayımla hareket ediliyor. Hem iktidar hem de muhalefet için şu soru
masada duruyor? Milleti 2023 seçimlerine taşıyacak gündemler neler olmalı? Önümüzdeki iki
yılı nasıl geçireceğiz?
Muhalefet özet olarak üç gündemle gidiyor: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden
dönülmeli. Cumhurbaşkanının Cumhuriyetin geleneklerine darbe vuran tek adam yönetimine artık dur denilmeli. Ekonomide fakirlik çok arttı. Alım gücü çöktü. Ekonomi çok kötü yönetiliyor.


İktidar ise muhalefete şu gündemlerle karşılık veriyor: İstikrarlı yönetim sayesinde sağlıktan
terörle mücadeleye ve savunma sanayiine kadar birçok alanda Türkiye çok ciddi mesafeler
aldı. Türkiye dünya çapında bağımsız, yerli ve milli politikalar üretebilecek kadar güçlü hale
geldi. Bu başarılar yüzünden uluslararası alanda iktidar baskı altına alındı. Ülkeye ve iktidara
karşı operasyon yapan güçlü devletler var. Bu baskı ve operasyonlara boyun eğmemek tekrar
eski kötü günlere dönmemek için iktidarda ısrar etmek gerekir. Bu dağınık ve kafası karışık
muhalefet sorunları dile getirmekle birlikte topluma net bir çözüm sunamıyor. Ekonomide ve
siyasette yaşanan sorunları yine bizimle aşabilirsiniz.
İktidarı ve muhalefetin bu genel yaklaşımları iki somut gündemle karşımıza çıktı. Muhalefet
Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atama üzerinden giderken iktidar aniden heybesinden büyük
bir gündem çıkardı.
“Gelin hep beraber, sivil bir anayasa yapalım”
İktidar bu gündemi ortaya atarak bir taşla birkaç kuş vurmanın peşinde gözüküyor. Şu anda
TBMM aritmetiğine bakıldığında, böyle bir anayasanın hazırlansa bile onaylanması mümkün
değil. İdeal ve doğru bir çıkış olmakla birlikte, gerçekliği olmayan bu gündem neden ortaya
atılmış olabilir?
Birincisi, artık haftalık gündemler siyaseti ayakta tutamıyor. Her hafta suni gündemler yeterli
olmuyor. Her seferinde yeni gündemler gerekiyor ve bu arada muhalefetin de
yararlanabileceği gündemler söz konusu olabiliyor. Bu kısa süreli gündemlere son verip
siyaseti 2023 seçimlerine kadar taşıyacak uzun soluklu büyük bir gündemin yararlı olabileceği
düşünülmüş olabilir.
İkincisi muhalefet yeni bir sivil anayasa yapma sürecine katılmazsa toplumda barış ve
uzlaşmadan kaçan grup haline dönüşecektir.
Üçüncüsü, bu sürece katılan muhalefet partileri kendi aralarında ne denli farklılıkların
olduğunu fark edeceklerdir. Örneğin HDP ile İyi Parti arasındaki ayrılıklar derinleşecektir.
Milletin gözünün önünde tartışılır olacaktır. Bazı Partilerin HDP’yi dışlaması zorunlu hale
gelebilir. Bu süreçte partiler arasındaki ilişkiler yeniden gözden geçirilecek ve ittifaklarda
kopmalar yaşanabilecektir. Partilerdeki çözülmeler de hızlanabilir. Süreçte masaya oturmak
isteyenler elini çabuk tutabilir. İktidar, bu tartışmayı açarak daha geniş, temel değerler
üzerinden ayrışmış olan iki bakış açısını gündeme taşımak ve bu ayrışmada sağ kültürü bir
araya getirmeyi ummuş olabilir.
Dördüncüsü, ekonomide Pandeminin de etkisiyle yaşanan sıkıntıların gündemin merkezine
oturması engellenmiş olacak ve iktidar 2023’e kadar ekonomiyi daha iyi hale getirmek için
zaman kazanmış olacaktır.
Beşincisi, Türkiye’yi 2023 seçimlerine devrilmeden götürmek için ABD ve AB ile iyi ilişkiler
kurmak isteyen iktidar, reform sözünün en önemli ayağı olarak çalışmalara başladığını
göstermiş olacaktır. Türkiye’de barış, huzur, uzlaşma ve hukuki reformların başlangıcının
Anayasa değişikliği olacağını vurgulamış olmaktadır. Bu süreç iktidara iyi niyet konusunda
zaman kazandıracaktır.

Altıncısı, Başkanlık Sistemi ve Erdoğan’ın tek adam yönetimi gibi muhalif eleştirilerin odağı
olan konular, sivil ve demokratik bir anayasa reformu odağına kaymış olacaktır.
Cumhurbaşkanını hedef alan eleştiriler, demokrasi ve özgürlükler gibi geniş alanlara doğru
kaymış olacaktır.
İktidar sürece katılmak isteyen partilerle çalışma yapacaktır. Sürece katılmayan partiler ise bu
çalışmalarda gündeme gelen konularla meşgul olmak zorunda kalacaktır. Sürece katılmasa da
gündemlere yorum getirmek durumunda kalacaktır.
2023 seçimlerine kadar, bazı reformlar ve sivil anayasa yapım çalışmaları devam eder.
TBMM’de onaylanmasa da ortaya güzel bir metin çıkabilir. Hatta 2023 seçimleri ortaya çıkan
bu metnin oylanması anlamına bile gelebilir. Yeni anayasanın oylaması ile seçimler aynı anda
bile yapılabilir. Çünkü Türkiye’nin yeni dijital çağa uygun vizyon içeren kapsamlı ama özet
niteliğinde güzel bir anayasaya ihtiyacı var. Millet bu ihtiyaca inanıyor. Milletin inanmadığı
şey bunun bir uzlaşı ile sonuçlanamayacağına dair.
İktidar, milletin yeni anayasa inancı ile kendisine desteği birleştirip seçimi kazanmayı
deneyebilir. Cumhurbaşkanlığı Sistemini yeniden onaylatmayı da yaparak bu tartışmayı
kapatmış olur.
Elbette tüm bunlar iktidarın ve muhalefetin kendi gelecekleriyle ilgili hesapları. Ancak
pandemiyle başlayan, küresel sosyal medya ürünlerinin ulusal kanunlara başkaldırısıyla
devam eden bir çağın muhtemel krizlerini kimse gündemine almıyor. Kapitalizmi kuranlar
bugünlerde “küresel sosyalizmden” bahsediyor. Paranın gelecekteki şekli tartışılıyor. İnsan
denilen yaratığın hak ve hürriyetlerinin geleceği kaygı verici boyutlara doğru gidiyor.
Yaşama, beslenme ve barınma gibi en temel hakları dışındaki tüm haklarını ve hür iradesini
kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilecek bir insanlık söz konusu. Küresel tüketim
köleliği senaryolarına karşı yöneticilerimiz neler planlıyor acaba?
İşte gerçek gündemler bunlar ve bu ülkede hala en az elli yıl geleceği olan gençler bu
konularda çözümler ve politikalar bekliyor.
Kalın sağlıcakla…


        YORUMUNUZU PAYLAŞIN