Künye Reklam
Menü
Adalet Hava Gibidir! | M. Sarıalioğlu
M. Sarıalioğlu

takahaber61@gmail.com

Adalet Hava Gibidir!

 

Değerli Okuyucularım,
Adalet hava gibidir. Her an atmosferde dolaşır. İnsana nefes aldırır. İnsanı yaşatır. Onun
propagandasını yapman gerekmez. Adaleti uyguladığın an adalet bir yolunu bulur ve ülkede
yaşayan her bireyin burnundan girer ağzından çıkar.
Adaletsizlik ise havayla bulaşabilen azgın bir virüsü andırır. Ülkenin bir köşesinde yaşandı mı
diğer köşesindeki insanlar anında o virüsü ciğerlerine çeker. Dalga dalga yayılır. Ne maske ile
korunabilirsiniz ne mesafeyi koruyarak. Nihayetinde nefes alacağız ve bu nefes ya adalet
olacak ya da adaletsizlik.
Toplumda adaleti yaymak için insanların inançlarını ve algılarını bu yönde değiştirmek
gerekir. Bu da propagandayla olmaz. Adalet yaşanır ve yaşatılır. Toplumun her ama her
alanında, her olayda, her sektörde ve her ortamda aynı anda milyonlarca defa gerçekleşir. Bu
gerçeklerin üzerine adalet algısı oturur. İşte adaletsizlik algısı da aynı hızla yayılır. Biz şuna
bakacağız. Aynı anda yaşanan milyonlarca olay daha çok adalet mi yayıyor yoksa adaletsizlik
mi?
Yasalar yapmak, kararlar almak, eylem planları hazırlamak, kurumlar kurmak elbette ki
olayların adaletsizlikten çok adalet yayabilmesi içindir. Bu çabaları küçümseyemeyiz. Bunlar
gereklidir. Ancak Türkiye’de sorunun kökeni yasal eksiklikler, kurumsal eksiklikler değildir.
Uygulamalar eksiktir. Tüm toplumun her katmanına yayılmış bir adaletsizlik virüsü vardır. Bu
virüse karşı vücudumuz bağışıklık kazanmış, antikor üretmiştir. İşte işin en kötü yanı da
budur. Her gün adaletsizlik virüsünü ciğerlerimize çekiyoruz ancak hiçbir hastalık belirtisi
yaşamıyoruz. Belirti yaşayan az da olsa insanlarımız var. Başlarına bir iş geldiğinde, yani
vücutlarında semptomlar görüldüğünde çığlıkları arşa çıkıyor. O sayede toplum geçici bir süre
uyanıyor ve virüse karşı yeni önlemler talep ediyor.
Yargı süreçlerinde, bir işe adam seçmede, ticarette, bir yatırım sürecinde, futbolda, sporun her
dalında, hastanede, okulda, bürokraside, vergide… Bu alanları saymakla bitmez. Hepsinde
kurallarla korunmaya çalışılan bir adalet alanı var ancak hepsinde adaletsizlik virüsü kol
geziyor. Sorun şurada: Toplum tüm bireyleriyle adil olmayı öğrenememiş, bir kültür ve inanç
olarak adaletsizliği normalleştirmişse devlet ne yapabilir? Devletin elinde sihirli değnek yok
ancak yapabileceği şeyler de var. Kurallar ve kanunlar koyabilir. Sonra onlara önce kendi
uyar sonra toplumun uyması, alışması ve inanması için bekler ve yavaş yavaş insanlar adaleti
teneffüs etmeye başlarlar.
Adalet hava gibidir dedik. Bir gecede ansızın tüm havayı temizlemek mümkün değildir. Bir
yerden başlamak, virüslü alanları tek tek tespit edip oralara temiz hava enjekte etmek sonra da
bu alanı genişletmek tek yöntemdir.
Bu nedenle iktidarın adaleti yaygınlaştırma çabasını küçümsememek gerekir. Siyasetçiler
elbette yaptıkları her güzel şeyi biraz da kendi gelecekleri için yaparlar. Ancak adaletin
artması adına yapılan her değişikliğe sahip çıkmak gerekir. Muhalefetin tersten okuma
yaklaşımı da iyi niyetli değildir. Bir konuda düzeltme yapılıyorsa, iktidarın o konuyu o güne
kadar ihmal ettiği söylemi yanlış bir yaklaşımdır.
Muhalefetin görevi yapılması planlanan güzel bir çabayı baltalamak, toplumda oluşan adalet
umudunu kırıp yerlere fırlatmak değildir. Toplumun umudunun yanına geçmek, onun

beklentilerine sahip çıkıp uygulamada bu güzel işlerin takipçisi olmaktır. Toplumun adalete
inançsızlığı üzerinden muhalefet etmek cahilliktir. Çünkü adalete inançsızlık bir günde, on
yılda, yirmi yılda oluşmaz. Türkiye’de adalete inançsızlığın kaynağı çok eskilere dayanır. Bu
inançsızlığın kaynağında bugünkü muhalefet anlayışlarının rolü iktidarın rolünden daha
fazladır. Bu ülke yeni rejim kuranlar, dilimizi, yasalarımızı ve hayat anlayışımızı değiştiren
devrimciler neden adaletsizlik virüsünü temizleyememişlerdir acaba hiç düşündünüz mü?
Cevabı çok basit. Çünkü Türkiye’de en az son üç yüz yıldır adalet kavanozlarda taşınıyor.
Herkes kendi hanında, konağında, evinde kendi eşine ve dostuna o adalet denen temiz havayı
bahşediyor. Kavanozlardaki temiz havalarla tüm toplumun adalet teneffüs etmesi sağlanamaz.
Önce herkesin adalete inanması ve kendisinin adil olması gerekir. Ben şöyle bakıyorum
toplumumuza; hakkını aradığını iddia edenlerin ne kadarı haklı acaba? Çoğu hak adına
ayrıcalık istiyor. Eğer ayrıcalık talebi bir toplumda yaygınsa tıpkı mal gibi onun da değeri
yüksek olur. Piyasada alınır satılır olur. Biz insanlar elimizden gelse havayı depolar, parseller
karaborsada satarız sonra da devlet denilen ne idüğü belirsiz aygıttan adalet dileniriz. Yok
öyle yağma. Biz ne kadar adilsek o kadar adaleti hak ederiz.
Bu nedenle iktidarın bazı adalet boşluklarını tespit edip doldurma gayretini tebrik ediyorum.
Ne alırsak kar adalet denen o tertemiz havadan.
Bu hafta açıklanan insan hakları reform paketinde, 9 amaç etrafında çok sayıda düzeltme
planlanmış. Ben birer cümleyle bazılarının önemini vurgulamak istiyorum:
1) Suçun Şahsiliği İlkesi: Bu ilke o kadar önemli ki. Bakıyorum terörle mücadele
sürecinde bu ilke çok ihlal ediliyor. Örneğin, bir evde, ailede hatta sülalede PKK ile
dağa çıkmış biri varsa, o sülaleden olan başka bir insan zan altında tutuluyor. İşe
girecek raporu temiz gelmiyor. O kişi belki de aile içinde en büyük mücadeleyi
verirken biz onu mücadele verdiği insanlarla aynı kefeye koymaya çalışıyoruz.
Toplum olarak biz de bu adaletsiz yaklaşımları destekliyoruz. Hepimiz bazı
bakanlarımızı kardeşleriyle yargılamaya çalışmıyor muyuz? Hâlbuki ölçü bellidir.
Teröre veya teröriste destek olursa yargılama hakkımız doğar. Bu nedenle suçun
şahsiliği ilkesinin reform paketinde yer alması heyecan vericidir.
2) Masumiyet Karinesi: İnsanlar bir defa bir suç ile suçlandı mı artık iflah olmuyorlar.
Nereye gitseler arkalarından geliyor. Sonucunu kimse umursamıyor. Kişi beraat etmiş
olsa da sesini kimseye duyuramıyor. Dijital çağa girdiğimiz bugünlerde, iktidarın bu
haksızlığı fark edip önlem almaya çalışması önemlidir.
3) Mülakatların Kaldırılması: Gençler arasında en fazla şikâyet edilen konu,
kayırmacılık. Bu ülkede mülakatlar yıllardan beri var. Referans sistemi kayırmacılığın
aracı olarak yerleşmiş. Önemli olan gerçekte ne olduğu da değil. Güvenlik gerekçesi,
işe uygun karakteri bulmak gibi amaçları da kimse umursamıyor. Çünkü gençlerimiz
bu konuda adil davranıldığına inanmıyor. Bu alanda adaletsizlik virüsü adeta zehir
saçıyor. Gençlerimizi kendi çaba ve emekleriyle baş başa bırakmak zorundayız.
İktidarın bunu fark ettiğini ve düzeltme girişimini memnuniyetle görüyoruz. Belki de
2023’te gençlerden oy alabilmenin en büyük hamlesi bu olacak.

Bu önemli başlıklardan başka; kamulaştırmalarda yaşanan bürokrasi zulümleri, yargılamaların
hala çok uzun sürmesi, tutuklamaların bir türlü istisna haline dönüştürülememesi gibi
konuların da masaya tekrar yatırılması güzel gelişmeler.
Burada sadece, İstanbul Sözleşmesine dayanarak hazırlanan kadına yönelik şiddete ve aile içi
şiddete yönelik kanunun mükemmel olduğu yönündeki yaklaşıma itirazım var. Bu kanun
mükemmel değil. Türkiye’ye uyarlanmamış. Aileyi, toplumsal cinsiyeti doğru dürüst
tanımlamamış. İstismara açık alanlar bırakmış. Aynı sözleşmeye göre daha iyi düşünülmüş,
daha kaliteli bir yasa yapılabilir.
Değerli okuyucularım,
Tüm insanlarda, tüm toplumda ve her alanda adalet arayışımız konusunda söylenecek çok söz
var. Ancak ben yine özeti tekrarlamak istiyorum. Adalet parçalanabilir, kavanozlara konulup
farklı yerlere taşınabilir, belli bölgelerde tutulabilir bir meta değildir. Adalet hava gibidir.
Herkes aynı anda o havanın içinde gezer ve bu havayı temizlemek hepimizin tek tek
görevidir. Adalet inancını yaygınlaştırmak öncelikle devletin görevidir ama bizler de bu
havayı kirletmemeliyiz.
Kalın sağlıcakla…


        YORUMUNUZU PAYLAŞIN