Künye
Menü
Bir elimde ateş bir elimde su! | M. Sarıalioğlu
M. Sarıalioğlu

takahaber61@gmail.com

Bir elimde ateş bir elimde su!

Değerli Okurlar,

Biden’ın Amerikan Başkanı olması sonrasında gelişmeler baş döndürüyor. Sokaktaki insan henüz farklılıkları hissetmemiş olabilir ancak uluslararası gündemi takip eden herkes heyecanlanmış durumda. 2021 Yılının üçüncü ayında, dünya gündemini ve yeni siyasi denge arayışlarını anlamadan Türkiye’yi anlamak zor görünüyor.

Dünyada neler oluyor? ABD ne yapmak istiyor? Avrupa pozisyonunu nasıl şekillendiriyor? Çin ve Rusya yeni ABD Başkanına karşı hangi hamleleri planlıyor? Önce bu soruların cevabını arayalım. En sonunda Türkiye’nin yeni fotoğrafı daha iyi anlaşılacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu’yu ikinci plana aldı. Ekonomik ve teknolojik rekabeti stratejik hedef olarak belirlemiş görünüyor. ABD, epey zamandır Pentagon üzerinden Yahudi lobisinin ve İsrail’in güdümünde Ortadoğu’da operasyonlar yapıyor. İslam ümmetini hedefine koymuş onlarla uğraşıyor. Geçmişte İngilizlerin kurduğu krallıkları devirip yerlerine daha küçük etnik ve dini ayrılıklara dayanan özerk yapılar geliştiriyor. Bu politika Bush’tan beri devam ediyor. Ancak Ortadoğu’da başlatılan savaşlar ve çatışmalar ABD’ye ne kazandırıyor. Suriye’deki küçük petrol bölgeleri için mi bu maceralara giriyor? ABD bu tercihi bugünlerde sorguluyor.

Belki de İngilizler, Avrupalılar ve içerdeki demokratların dış işleri kanadı haklıydı. Müslüman coğrafyaları kaosa ve savaşa mahkûm etmek İsrail’e yarıyordu ama başka kimseye de yararı yoktu. Ortadoğu’da küçülmüş ve güçlerini kaybetmiş devletlerin peşine düşmek yerine onları tüketim kölesi yapmak, ekonomik politikalar uygulayarak tüketim pazarını genişletmek daha doğru olabilirdi. Türkiye de bu sürecin “model ülkesi” olacaktı. Bütün planı İsrail bozdu. Kendi menfaatleri için ABD’yi ateşe attı ve Avrupa ile İngiltere merkezli kapitalistlere zaman kaybettirdi. Biden şimdilerde geri dönmenin çabasında. Çünkü geriye dönüp baktığında; elinde İsrail’in memnun edilmesi ile Kuzey Suriye’de üç beş çapulcudan başka hiçbir şey yok.

Hâlbuki kaybettikleri sayılamayacak kadar çok. Çin’in yükselişine karşı zaman kaybı. Türkiye’yi Rusya ve Çin’e doğru sürükleme. İçerde halkın memnuniyetsizliği. Amerikan ekonomisi ve siyasetinin Yahudi lobisine eskisine göre daha fazla teslim olması. İngilizleri ve AB ülkelerini uzaklaştırma. İmaj olarak dünyadaki itibarını iyice düşürme… Say say bitmez. Ancak bana göre en büyük kaybı, gerçek Amerikalıları kaybetmesi. Arizona’da Teksas’ta kendi halinde yaşayan çiftçi, tüccar, üretici. Hepsi Yahudi lobisinin bitmek tükenmek bilmeyen arzularından ve dini hayallerinden bıkmış durumda. Amerika’yı geri getirmek Çin’i ekonomik ve teknolojik olarak yenmekten geçiyor.

Amerika yeni dönemde NATO’yu yeniden canlandırıyor. NATO üzerinden hem Avrupa’yı, hem İngiltere’yi ve hem de Türkiye’yi yeniden yanında toparlamak istiyor. Yunanistan ile Türkiye’nin kavgasını bu yüzden istemiyor. Hem NATO Genel Sekreteri hem de Avrupa Devletleri ABD’den talimat almış gibi durgunlaştılar. Artık Türkiye’ye karşı atıp tutmuyorlar. Daha temkinli açıklamalar yapıyorlar. NATO üzerinden tüm Batı blokunu ve Türkiye’yi yanına çektikten sonra, Çin ve Rusya’ya yüklenen bir Amerika göreceğiz gelecek günlerde.

Rusya yaklaşan tehlike çanlarının sesini duymuş görünüyor. ABD ve BATI ile yakın ilişki görüntüsü vermeye başlayan Türkiye’ye karşı hemen İdlib’e füze atarak mesaj vermeye çalıştı. “Eğer Batı ile derin ittifaklara dönersen seni Kuzey Suriye’de barındırmam.” demek istiyor. Aslında Rusya için en kötü senaryo buydu. Türkiye Suriye’deki pozisyonundan sonra ABD ile ittifaka dönerse Suriye ve Rusya ciddi bir kayıp yaşamış olacaktı. Bu yüzden Türkiye’ye güvenip bazı bölgeleri bırakmak istemiyor.

Rusya Putin ile birlikte, Türkiye’yi Batı’nın ciğerlerine ulaşan bir yol olarak gördü. Çin ve Rusya Avrupa ile entegre olup ABD’yi devre dışı bırakabilmenin yolunu hep aradı. Doğrusu Amerika’nın İsrail’in Ortadoğu planlarına teslim olması Çin ve Rusya’ya bu fırsatı verdi. Türkiye ve İran’ın haklı direnişi ABD’ye gereksiz zaman kaybettirdi. Rusya, İran, Azerbaycan, Kazakistan hattından Çin’e ulaşan yeni ticaret yolu Biden’ı oldukça endişelendirmiş görünüyor. Biden Rusya’ya karşı NATO’yu ön plana aldı ve etrafındaki ülkelerde üslerini artırmaya başladı. İnşaallah Balkanlar bu yeni gerilim sürecinde yeniden karışmaz.

Çin, ABD’nin Avrupa’yı ve İngiltere’yi yanına alarak kendisine karşı diplomatik saldırıya geçmesini anladığı anda soluğu Türkiye’de aldı. Türkiye hem NATO’nun başı olarak ABD için hem de başlattığı sürecin en kritik müttefiki olarak Çin için en önemli ülke haline gelmiş durumda. Türkiye’yi kaybeden soğuk çatışmayı kaybedecek. Bu durumda Çin’in Türkiye’ye aşı sağlamasını, Kanal İstanbul Projesi’ne sermaye sağlamasını ve Uygur Türkleri konusunda yumuşamaya gitmesini bekleyebiliriz.

Almanya, Biden’ın endişelerini fark etmiş ve Türkiye ile yakınlaşmanın dayanılmaz önemini kavramış görünüyor. Bir yandan NATO şemsiyesi altında, Yunanistan ile gerilimi sonlandıracak, bir yandan mülteci sorununu yönetebilecek diğer yandan da Rusya, İran ve Çin ile olan ticari ilişkilerinde orta bir yol tutturabilecek. Onun için Türkiye, mallarını Çin’e ulaştıracak yolun müteahhidi. Bu yol Almanlar için çok önemli. Hatta Avrupa ve İngiltere üreticilerini peşinden sürükleyecek bir başka ticari kaygı akımından bahsedebiliriz.

Türkiye ise bugünlerde fırsatlar ülkesi. Allah Türkiye’yi yeryüzündeki incisi gibi koruyor. Ancak bir şartla. Bu denklem zor bir denklem ve bu denklem kurulurken fincan katırcıları kadar hassas yönetim gerekiyor. Çin ve ABD’nin beklenen büyük çatışmasının tam ortasında kalacağız Biden döneminde. 2023 seçimlerini bu çatışmayı nasıl yönettiğimiz sorusu doğrudan etkileyecek. Rusya ve Çin ile ilişkilerini devam ettirmek isteyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan kurtulmak isteyecektir. ABD seçimle Erdoğan’ı devirdiği anda, Çin ile rekabetinde, en büyük zaferi kazanacaktır.

Erdoğan’ın önünde ise iki yol var. İkisi de birbirinden tehlikeli ve karmaşık yollar.

Birincisi Erdoğan şu sıralar yapmaya başladığı gibi AB ve ABD ile yakınlaşarak, NATO misyonuna sadık kalarak zaman kazanmaya çalışabilir. Rusya ve Çin ile ilişkilerini tam koparmadan iki tarafı da ayrı bir bölgesel güç gibi yönetmeye çalışabilir. Bu durumda her iki taraf da zaman zaman Türkiye’yi taraf olmaya zorlayacaktır. Hatta ABD Türkiye’yi tamamen yanına çekmek için Erdoğan’dan kurtulmanın yollarını arama işini hızlandırabilir. Ayrıca birinci yol iyi yönetim gerektiriyor. Bu süreci kullanıp Amerika’dan PYD/YPG’den desteğini çekmesi talep edilebilir. Doğu Akdeniz’deki haklar alınabilir. Kıbrıs’ta ve AB sürecinde ciddi olumlu adımlar atılabilir.

İkinci yol ise biraz daha tehlikeli. Rusya ve Çin ile ilişkileri devam ettirerek AB ve İngiltere’yi de yanına alarak yeni bir denge arayışına girmek. Bu yönteme Çin’e mal satmak hevesinde olan ülkeler onay verebilir ve ABD bir anda yalnız bırakılarak ÇİN ile çatışmadan vazgeçme noktasına getirilebilir. İşte bu Amerika’nın dünya liderliğini kaybedişi anlamına gelir. Erdoğan böyle bir eğilime girerse 2023 seçimleri bile beklenmeden darbe girişimleri yeniden yaşanabilir. Zira ABD tarihinin en büyük hesaplaşmasını Türkiye’nin ve Erdoğan’ın eline bırakmak istemeyecektir.

Türkiye bu yolların hangisini benimserse benimsesin elinde kendisini koruyabileceği enstrümanlar mevcut. Ortadoğu’daki maceracıların bölücü planlarını boşa çıkardı. Bu gerilim sürecini de başarıyla atlatabilirse işte o zaman yolumuz açık.

İşte Türkiye’yi yönetmek böylesine kelle koltukta bir iş. Yaklaşıyor yaklaşmakta olan büyük dalga. Diğer gündemler bu dalgada bir damla gibi. Erdoğan’a destek vermek ise bu denklemde nereye düşer siz takdir edin.

Bir ülkenin lideri böyle bir durumda nasıl yalnız bırakılabilir?


        YORUMUNUZU PAYLAŞIN