Künye Reklam
Menü
TÜRKİYE’DEKİ DARBELERİN ANATOMİSİ | M. Sarıalioğlu
M. Sarıalioğlu

takahaber61@gmail.com

TÜRKİYE’DEKİ DARBELERİN ANATOMİSİ

Değerli Haberin Takası Okuyucuları, Bu hafta darbe ile yattık darbe ile kalktık. Biz hafta başından bu yana, İlker Başbuğ Paşa’nın kitabındaki bir yorumu bahane ederek darbeyi tartışırken Amerika’da darbenin başka bir şekli ile karşılaştık. Böyle olunca da darbenin doğal ve yapay şekillerini ele alıp kısaca incelemenin faydalı olduğunu gördüm. Sözlerimin hemen başında belirteyim ki Türkiye’de yaşanan tüm darbe süreçleri yapay darbe örnekleridir. Yapay darbe, toplumun derinliklerinden ve ülkedeki insanların gerçek isyanlarından hareketle ortaya çıkmamış darbelerdir. Yapay darbeleri darbenin olduğu ülkeden daha güçlü ülkeler tezgâhlar ve içerdeki kuklalarına yaptırır. Yapay darbelerin özelliklerini Türkiye örneğinde inceleyeceğiz. Dünyada nadir de olsa doğal darbeler olabilir. Bunlar karmaşıktır ve belli kuralları yoktur. Enerji biriktiren yeryüzünün aniden bir depremle sarsılması ve üzerindeki tüm medeniyeti alt üst etmesi gibi bir olaydır doğal darbeler. Toplumun çoğunluğunda bir karşılıkları vardır ve toplum bu konuda yönlendirilmemiştir. Doğal darbeler, doğal bir isyan ve ayaklanma gibi görünürler. Devlet de insanlar da ne yapacağını bilemez. Hiçbir şey adım adım uygulanmaz, tam bir karmaşa yaşanır ve sonunda ne olacağını da kimse kestiremez. İngiltere’de ve Avrupa’da yaşanan vahşi kapitalizme karşı gelişen komünizm akımının Rusya’da devrime neden olması gibi. Son günlerde Amerika’da yaşanan olaylar ve isyanlar gibi. Önce Amerikan örneğinde yaşanan doğal darbe sürecini inceleyelim. Son yıllarda Amerika’da doymuş ve acımasız kapitalizmin olumsuz etkileri ortaya çıkmaya başladı. Ülkede devlet ile vatandaşlar arasındaki duygusal birliktelik, amaç birliği, ortak gelecek bilinci kaybolmaya başladı. Amerika’da yaşayan karmaşık halk kitleleri, devletin toplumun geneline kapalı olan hedef ve ideolojilerini artık fark etmiş ve benimsemiyor. Örneğin Amerikan halkı, devletin kapitalizmin yarattığı vahşi ve acımasız ortamı yumuşatması için ciddi tedbirler almasını beklerken, ABD Ortadoğu’da rüya ve hayal peşinde koşuyor. Arizona’da gece gündüz çalışıp didinip tarım yapmaya çalışan bir insan, acaba ABD’nin Ortadoğu’daki hedeflerini onaylıyor mu? Verdiği vergilerin DEAŞ’ın kurulması, yönlendirilmesi, PKK’nın kontrolü, YPG’nin kurulması, Fırat ve Dicle arasında bir Kürt kantonunun oluşturulması gibi hedeflere harcanmasını ne kadar benimsiyor? Newyork’taki patronların elinde oyuncak gibi sömürülen ikinci kuşak bir göçmen, sağlık sigortası yokken farklı ülkelerde darbe yaptırmanın peşinde koşan devleti ne kadar destekliyor? Kısacası ABD evangelizm batağına saplanmış, İsrail’in güvenliğini vatandaşlarının özgürlüğü ve güvenliğinin önüne koymuştur. Her geçen gün de Amerikalılar bunu görmeye başlamışlardır. Amerika’daki insanlarda iki temel fikir karşılık bulmaktadır. Biz artık alınan vergiler karşılığında daha adil bir gelir dağılımı ve sosyal politikalar istiyoruz. Zengin ve güçlü bir devletsek bunu kendimiz için kullanmalıyız. İsrail için ya da ABD’nin uzaklardaki hegemonik arayışaları için değil. Ya da evangelizmin tarihi kıyamete zorlayan hayalleri için hiç değil. İşte bu nedenle, güçlü ve zengin bir devletten hak ettikleri payı alamayan insanlar çeşitli gerekçelerle birbirine ve devlet erkine saldırmaya başladı. Bu başıbozuk isyanların en tehlikeli yanı doğal gelişmeleridir. Örneğin bunları Alman istihbaratı, Rus istihbaratı ya da Türk istihbaratı organize etmemiştir. Bu nedenle de bu tür doğal darbeler bir süreç sonunda sonuca ulaşır. Denetlenebilir ve öngörülebilir değillerdir. Amerikalıların ruhuna işlemiş olan adil düzen talebi ve devletin hedeflerinden uzaklaşma gerçeği onları her olayda sokağa dökecektir. Zamanla bu parçacıl isyanlar toplumsal kitlelerin temel taleplerine dönüşecek ve ABD; “ya İsrail’in Güvenliği ya Amerikalıların refahı” tercihiyle karşı karşıya kalacaktır. İçerde vahşi kapitalizmin doğurduğu rahatsızlığı aşmak için dışarıda gereksiz güç gösterilerine girmesi, ABD’yi işin içinden daha da çıkılmaz hale getirecektir. Sonucun ne olacağını tahmin edemiyoruz. Çünkü başka devletler ya da gruplar tarafından planlanmayan ve yönetilemeyen isyan süreçleri doğaldır. Sonuçları da kimsenin ummadığı şekilde sonuçlanabilir. Örneğin ABD, vatandaşlarından uzak, lobilerin kontrolünde, küçük bir vesayet grubunun bürokrasi sultasından kurtulmayı sağlıklı olarak başaramayabilir. Dünyayı bile savaşlara ve kaosa sürükleyecek psikolojik bunalım davranışları sergileyebilir. Türkiye’deki tartışmaya gelirsek; her vesileyi bahane ederek darbeleri gündeme getirip tartışmak olumsuz bir durum değildir. Ne kadar tartışsak azdır. Çünkü insanları izliyorum, koca koca uzmanlar bile Türkiye’deki darbelerin anatomisini çıkarabilmiş değil. Aldığı eğitimin yanlışlığı nedeniyle yanlış analiz yapan bir komutan üzerinden darbeleri açıklamaya çalışmak çok yetersiz bir yoldur. 27 Mayıs 1960 darbesiyle ilgili olarak Siyasal Bilgiler Fakültesindeki hocalar da yıllarca aynı yorumları yaptı. Bu Türkiye’nin soğuk savaş yıllarından kalma bir anlayışıdır. Sol ve Kemalist zihniyet, 1960 darbesini demokratik sayar. 1980 darbesini ise gerici bir darbe olarak niteler. 15 Temmuz darbe girişimine ise hala tam bir yafta bulamadılar. Çünkü iktidarda beğenmedikleri dinci bir iktidar vardı. Devrilmeliydi. Ancak devirmek isteyen de açıkça bir başka dinci geçinen gruptu. Bu darbe gerici mi ilerici miydi? İşte burada tıkandılar. Çünkü darbe olgusuna bakış açıları baştan beri yanlıştı. İlker Başbuğ da aynı yanlış analizi yaptı o kadar. Yoksa darbe yanlısı bir komutan olmadığını düşünüyorum. Değerli Dostlar, Türkiye’deki darbelere doğru bakış açısını acımasız bir gerçek olarak sizlerle paylaşmak isterim. En başta Türkiye’deki darbelerin tamamı yapay darbe kategorisindedir. Hiçbirinin toplumsal derinliği ve meşruiyeti yoktur. Sadece darbeyi zorunlu ve meşru gösteren ortamlar yaratılmış ve ardından darbe yapılmıştır. Çünkü Türkiye’deki darbelerin hepsinde, ortamı yaratan, toplumun bazı kesimlerini yönlendiren, bazı kesimlerini ise tamamen kontrol altında tutan, darbenin zamanını, şeklini ve sonuçlarını adım adım planlayan ve uygulayan ABD olmuştur. İngiltere, Avrupa devletleri ve İsrail ise arka planda bu darbelere destek vermiştir. İngiltere’den fikri ve usul yardımı almıştır. Avrupa devletlerinden darbe sabahı destekleyici toplumsal örgüt yardımları almıştır. Türkiye’deki tüm darbelerin amacı ve planlayıcısı hep aynıdır. Sadece dönemsel senaryolara bağlı küçük nüansları vardır. Türkiye’deki darbelerin temel amacı, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra; temel sınırları Lozan’da belirlenen, özellikle İnönü ile Batı rayına oturtulan, laik ve kapitalizmin taşeronu bir devleti bu coğrafyada baki kılmak. Kapitalizmin kölesi olan bir demokrasi ideolojisini hâkim kılmak. Böyle bir amaç için yapılan darbeler kimin eseri olabilir? İngiliz-Yahudi medeniyetinin jandarması Amerika’nın elbette. Örneğin, Menderes, İnönü’nün kapitalizmin baskısına boyun eğmesi sonucunda 1950 seçimlerinde iktidara getirilmiştir. İlk darbe Lozan anlaşmasıdır. İkinci darbe 1950’de toplum iyice hazır olduğunda Menderes’in seçimle iktidara taşınmasıdır. Kendisinden bazı inanç özgürlükleri karşılığında ABD’ye ve Batı medeniyetine tam teslimiyet beklenmiştir. Ancak bir müddet sonra, Prof. Teoman Bey’in tabiriyle İngiliz Yahudi medeniyetinin sınırlarını aşmaya kalktığında ve gereği yapılmıştır. Bu kadar basit. Sonra Demirel ve Ecevit ile devleti demokrasi rayına tam oturtma seansları uygulanmıştır. Ardından dalga dalga gelen İslamcı baskı bir türlü durdurulamayınca, bu baskıyı önce milliyetçilikle entegre etme çalışmaları yapıldı. Eğilen eğilecek, eğilmeyen radikalleştirilecekti. 1980 öncesi silahlanmaları ve milli görüşün akıncı kanadının da eline silah verilmeye çalışılmasını böyle okumak gerekir. Örneğin, İslamcıları Afganistan’da Rusya’ya karşı savaşan grupları desteklemeye ittiler. Silahlı mücadele övüldü o yıllarda. Tüm bunlar birer hazırlıktı. 1980 darbesi ise sol zihniyetin iddia ettiğini tersine, kendilerine karşı değil, Erbakan ve milli görüş zihniyetine karşı yapılmıştı. İslamcıları ikiye ayırma operasyonuydu. Özal’a entegre olacak ve oradan İngiliz-Yahudi Medeniyetine eklemlenecek muhafazakarlar ile bu eklemlenmeyi kabul etmeyerek radikalleştirilmeyi hak eden İslamcılar. Çünkü sol zihniyet 1980’e gelindiğinde zaten kaybetmişti. ABD’nin ve İsrail’in derdi yeni İslamcı çıkışlardı. Müslümanları boyun eğmekle radikalleşme arasında tercih etmeye zorlayan bir başka darbe de 28 Şubat 1997 darbesidir. İyice sıkıştırılarak demokratik bir çıkış yoluna zorlanan dindarlar bu defa kendilerini Ak Parti’de buldu. Radikalleri ayırıp demokratik yöntemleri benimseyenleri iğdiş etmek temel hedefti. Ancak burada Menderes’in ileri gitmesine benzer bir şekilde, Erdoğan bu boyun eğme sürecini kabul etmedi. Erbakan’ın itirazcı anlayışına döndü. O da darbeyi hak etmişti. İşte 15 Temmuz 2016 bu amaçla yine aynı güçler tarafından yapıldı. Üstelik başrolü de iğdiş edilmeyi kabullenen, ılımlı İslam anlayışını bir medeniyet tasavvuru olarak sunan bir grup üstlenmişti. Daha çok detaylara girebilirim. Ancak şunu söylemek istiyorum. Allah aşkına şu ülkede yaşanan darbeleri, bu ülkenin içerisinde yaşanan ve ilk bakışta gördüğümüz bazı olaylara bağlama körlüğünden kurtulalım. Olayların içinde yaşayan liderler, yöneticiler, paşalar bu körlüğü yaşayabilir. Çünkü onlara göre, şu kişi şunu yapmasaydı, darbe olmazdı. Ama öyle değil. Çünkü Türkiye’de tüm darbeler yapaydır ve bu darbelerin bir anatomisi vardır. Büyük anlamlar yüklediğimiz günlük olaylar ise sadece bu anatomiyi örtmek için kullanılır. Kalın sağlıcakla….

        YORUMUNUZU PAYLAŞIN



Bu yıl sizce hangi takım şampiyon olur?

Bu yıl sizce hangi takım şampiyon olur?