Künye
Menü
Türkiye Batı ile zaman kazanma yarışında! | M. Sarıalioğlu
M. Sarıalioğlu

takahaber61@gmail.com

Türkiye Batı ile zaman kazanma yarışında!

Türkiye batı ile zaman kazanma yarışında! 

Değerli Haberin Takası okuyucuları,

Bu hafta Ankara’da herkes AB’nin liderler zirvesine odaklanmıştı. Muhalefetin umutla beklediği sert yaptırım kararları henüz çıkmadı. AB ülkeleri topu ABD’ye ve NATO’ya attı. Biden’ın göreve başlamasını ve önlerine geçip onlara liderlik etmesini beklemeye karar verdiler. Bu vesileyle Türkiye-ABD ve AB ilişkilerinin son durumunu özetlemek istiyorum.

Avrupa’nın Türkiye ile derdi ne? Hiçbir derdi yok. Onun derdi Erdoğan. Derdi kimlikli Türkiye. Türkiye’ye kimliğini hatırlatan Erdoğan iktidarı. Avrupa baştan beri Türkiye’nin ruhunu çalmanın peşinde. Onu değerlerinden koparmak, inançlarından uzaklaştırmak ve kendi çıkmazına çekmek için uğraşıyor. Bu nedenle Türkiye geleneksel ruhunu terk etmeden onu üyeliğe kabul etmiyor. Türkiye’yi olduğu gibi değil, değişip kendisine benzediğinde koynuna almak istiyor. Türkiye ise kendi kimliğiyle AB içerisinde saygı görmek istiyor. Hikâye bundan ibaret.

Bu işin felsefesi. Bir de işin ekonomik tarafı var elbette. Türkiye Avrupa değerleriyle kuşatılıp kontrol altına alınınca, Avrupa’da üretilen malların tüm doğuya ve Ortadoğu’ya satılması sağlanmış olacak. Doğu’daki doğal kaynakların da Avrupa’nın hizmetine sunulmasında Türkiye hizmetkâr olacak. Türkiye’nin Müslüman ağırlıklı doğu toplumlarına model olması, Avrupa ürünlerinin satışlarında ana bayii görevi üstlenmesi bekleniyor. Bunun karşılığında da asla yeni yük ya da maliyetler istenmiyor. Örneğin, Ortadoğu’da çıkan kargaşaların tüm yükünü Türkiye’nin üstlenmesi talep ediliyor. Doğudan ve güneyden batıya doğru devam eden göçlere set olması bekleniyor.

Talepler basit. Doğu’nun tüm zenginliklerini istiyor ancak sosyolojik maliyetlerini Türkiye’ye bırakıyor. Peki Türkiye ruhunu vermeye razı olduğu günlerde, Avrupalılara benzemeye çalıştığı yıllarda Batı’ya yaranabildi mi? Hayır. Boyun eğmenin sınırı yok. En sonunda, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi gibi Türkiye ile karşılaştırılamayacak küçüklükte devletlere bile haklarımızı peşkeş çekmemiz isteniyor. Böyle bir evlilik olamaz. Bu hesabı kurt yapmaz kuzulara şah olsa.

Türkiye Avrupa’nın parçası olma peşinde koşmak yerine, bölgede sözü geçen güç sahibi olmayı tercih edince, AB’nin kimyası bozuldu. Türkiye’yi bölgesel güç yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı net bir şekilde hedefe koydu. Her fırsatta muhalefeti destekleyerek Erdoğan iktidarını devirmek için kıvranmaya başladı. Türkiye’nin elinde iki güç var. Biri mülteciler, diğeri AB ile ticari ilişkiler. AB sert kararlar aldığında, Türkiye’nin mültecileri Avrupa içlerine doğru salacağı muhakkak. Bu nedenle, Almanya, İtalya, İspanya, Bulgaristan, Macaristan ve Polonya gibi ülkeler Türkiye ile dost kalmak zorunda.

Avrupa Türkiye’yi ittikçe ve sıkıştırdıkça durum AB için daha da kötüleşiyor. Türkiye Rusya ve Çin ile Doğu’nun derinliklerine doğru yeni yollar açmaya başladı. Avrupa üretim merkezi, Doğu ve Güney pazarını Çin’e kaptırma tehlikesiyle karşı karşıya. Şimdilerde soru şu? Türkiye Çin’in mallarına mı yoksa Avrupa mallarına mı aracılık edecek? Türkiye’yi kaybetmek Avrupa için Asya ve Afrika’nın kapılarının kapanması demek. Çin’in hâkimiyet alanını genişletmesi demek.

Tüm bunları değerlendirdiğimizde, AB’nin Türkiye’yi gerçekten dışlamayı asla göze alamayacağı rahatça görülür. O zaman AB için çözüm nedir? Erdoğan’dan kurtulmak ve kendi isteğiyle Avrupa’ya boyun eğen Türkiye günlerine geri dönmek, Aahh ne güzeldi o günler! Çıplaklığın, ruhsuzluğun, dinsizliğin modernlik sayıldığı o günler… Osmanlı’dan haysiyetsizce ayrılmış hain toplulukların küçücük devletlerinin karşısında bel bükmek. Mesela 1980 darbesinden sonra, “milleti ölümden kurtardık” yalanının arka planında Yunanistan’ı NATO’ya kabul eden oyu vermek. İncirlik’e ABD askerlerini sokmak. Nato’ya Türkiye’de yeni üsler aramak…Saymakla bitmez.

Kısacası, AB Türkiye’den öz saygısını kaybetmesini, kimliğini umursamamasını, tarihini hatırlamamasını, Müslüman görünümlü deistler ordusuna dönüşmesini bekliyor. Erdoğan sonrası için hala umutları var. Bu nedenle, Türkiye ile ilişkilerini zamana yayıyorlar. Önlerine ABD’yi alıp zaman kazanma stratejisini uyguluyorlar. Akıllarınca günü geldiğinde, Türkiye yine kendini kaybetmiş sarhoş günlerine geri dönecek.

ABD ise her geçen gün kuruluş felsefesini kaybediyor. Merkezde yapılanmış, evanjelizm sapıklığıyla desteklenen bürokratik vesayetin kontrolüne girmiş durumda. Pentagon’un başını çektiği bu bürokratik oligarklar ABD’ye Amerika’da yaşayan insanlara ait olmayan hedefler koymuş durumda. Örneğin, Ortadoğu’da İsrail’in güvenliği hedefinden Arizona’da yaşayan bir çiftçiye ne? Ekonomik olarak Ortadoğu’nun hiçbir zenginliğine ihtiyacı yok. Ancak kökenini İngiltere’den alan ve bugünlerde Amerika’yı tüm kurumlarıyla adeta teslim almış oligarklar İsrail’i asıl devletleri olarak mı görüyor?

Aslında Trump yönetimi ABD’de yaşanan bu vesayet sistemini gözler önüne serdi. Trump’ın o kararsızlıklarının, ani çıkışlarının ve çelişkilerinin temelinde, bu oligarklarla yaşadığı hikâyeler yatıyor. Seçimi kazanmak için İsrail için bir şeyler yapmalısın, iktidarda kalmak ve yargılanarak rezil olup gitmemek için İsrail için bir şeyler yapmalısın, yeniden seçim kazanmak için İsrail için bir şeyler yapmalısın. Adeta tüm başkanların ilk görevi bu. Dikkat ederseniz İsrail’i umursamayan, en azından ilk hedefi ona hizmet etmek olmayan ülkelerle hiçbir sorunumuz yok. Kaldı ki Erdoğan’a ABD ve AB’de muhalefet de “one minute” olayından sonra başlamadı mı?

Evet Türkiye’nin ABD ile sorunu olamaz. İlişkilerimizi belirleyen İsrail’in tavrı. Bunu ABD’nin Ortadoğu’daki planlarını özetleyerek açmak istiyorum. Türkiye-ABD ilişkilerinin ana parametresi İsrail’in Ortadoğu’daki hedefleridir. Önce 11 Eylül oldu. İsrail’in güvenliğini dünyanın bir numaralı gündemi yapmak için Müslümanların radikal türlerini üretip piyasaya sürmek gerekiyordu. Radikal eğilimler hem ABD’de hem de AB üyesi ülkelerde gündeme taşınarak tüm devletler terbiye edildi. Fransa’nın bu hale gelmesi için neler yapıldığını hatırlayın. Sarkozy’den sonra şimdi de Macron İsrail’in çıkarlarına hizmet için ehlileştirildi. Merkel ise Almanya’da bu namıyla biliniyor. ABD İsrail için Ortadoğu’da neler yaptı bir bakalım:

Önce İran’ı tüm bölgenin tehdidi olarak “yaşatılacak düşman” olarak benimsedi. Sonra bu tehdidi kullanarak tüm Ortadoğu krallıklarını parçalamaya koyuldu. Amaç kent devletlerinden oluşan kasou yönetim biçimi olarak benimsemiş, sürekli hasım halinde yaşayan küçük kantonlar oluşturmaktı. Condoliza Rice bu süreç başlarken adını şu cümleyle koymuştu. “Ortadoğu’da bugüne kadar istikrarı önemsiyorduk, artık demokrasiyi önemseyeceğiz. Amerika için Ortadoğu’da demokrasinin gizli adı kaostu.

Büyük Ortadoğu Projesi(BOP) adı verilen bu plana göre; krallıklar etnik, dinsel ve kültürel farklılıklarına göre kent devletlerine bölüneceklerdi. Bu bölünmeye Türkiye ve en sonunda İran da dâhil olacaktı. Bu bölünme sonunda en büyük ve en güçlü ülke İsrail olarak ortaya çıkacaktı. Bu küçük özerk yapılar birbiriyle sürekli savaşarak konvansiyonel silah tüccarlarını da zengin etmeye devam edecekti. Krallıklar yok olduğundan sermaye biriktirip ittifaklar üretemeyecek, Türkiye gibi güçlü devletleri destekleyemeyeceklerdi. Ortadoğu’yu yakan etnik ve dinsel savaşlar Türkiye ve İran’ı da içine çekerek İsrail’in önünü açacaktı. Ayrıca küçük kent devletleri ellerindeki petrol kaynaklarına tek başına hâkim olamayacak ve büyük petrol şirketleri de kaostan nasibini alacaktı. Elbette bu devletçiklerden biri de Kürt devleti olacaktı. Sermaye biriktiremeyen, teknoloji üretemeyen, kendi yiyecek ve giyeceğini bile dışardan almaya mahkûm olan bu Müslüman toplumlar tüketim kölelerine dönüşecekti. İşin sonunda dağılmış Suriye, dağılmış Irak, dağılmış Mısır, küçülmüş Türkiye ve İran ile baskı altına alınmış körfez ülkeleri haritasında en güçlü ve hâkim ülke kim olurdu dersiniz?

Türkiye bu senaryoyu henüz A planı aşamasında sekteye uğrattı. 1 Mart tezkeresini onaylamadı. Sonra B, C, D, E,,, planları art arda geldi. Suriye’yi parçalama. Mısır’ı buzdolabına alma, Türkiye’yi FETÖ üzerinden İran ile kapıştırma, PKK’yı ova siyasetine çekerek yeni bir bölme planına girişme, FETÖ darbe girişimiyle Türkiye’yi yeniden planın içine çekmeye çalışma…..Hepsi İsrail’in güvenliği için. Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın direnişi bütün planları bozuyor. Baskı bu yüzden. Biden heyecanı bu yüzden. Onları anlıyorum ama bizim muhaliflerin heyecanını anlayamıyorum.

Evet Türkiye’deki FETÖ benzeri bir vesayet örneği Amerika’da da mevcut. Bu yapıya ABD halkı ne zaman isyan eder bilinmez ancak biz bu vesayetin hedefindeki ülkeyiz bunu biliyorum. ABD Biden ile yardıma hazır olan AB’yi de yanına alarak ciddi baskılar yapacak görünüyor. Mart’tan sonra bu gerilim artmaya başlayacaktır. Biden yol haritasını zaten çizmişti. Muhalifleri destekleyerek Erdoğan’ı indirmek. Yani ani operasyonların başarılı olamayacağı belli oldu. Seçimleri zorlayarak doğal yollardan Erdoğan’dan kurtulmak yeni yol haritası olarak belirlenmiş görünüyor. Çünkü ABD Erdoğan’dan kurtulurken Türk halkını ve içerdeki dostlarını karşısına almak istemiyor. Bu nedenle de baskıyı artırarak iktidarı devirmeyi zamana yayacak görünüyor.

Görüldüğü gibi herkes zamanın peşinde. Zamanın ruhunu arıyor. Doğru zamanı bulmaya çalışıyor. Türkiye ve iktidar da üzerine zamanla gelecek olan tehdidin farkında. O da kendisine göre zaman kazanma stratejisini benimsemiş görünüyor. Bu yüzden yeni tehditleri yönetebilecek isimlerin atamaları gelmeye başladı. Berat Bey’in Trumpla beraber gidişinin hemen ardından Elvan’ın gelişini böyle okuyabiliriz. Çünkü Woshington Büyükelçisi olarak da FETÖ’ya ve ABD’ye yakınlığıyla bilinen bir isim atandı. Ankara’da herkes bu atamayı konuşuyor. Bu atama iktidarın alttan alma ve zaman kazanma stratejisi olarak algılandı.

Sanki kemiksiz, dengeci ve yumuşakça isimlerin dönemine geri dönüyoruz. FETÖ’yü geri getirmeden onun yerini doldurabilecek zihniyetle ABD ve AB diplomasisini yeniden kurmaya çalışıyoruz.

Burada benim sorum şu: Acaba bu tür isimler iktidara gerçekten 2023 seçimlerini de kazanacak zamanı tanımaya yarayacak mı? Yoksa bu yumuşama iktidarı yeni operasyonlara açık hale mi getirecek?

Türkiye, ABD ve AB Ülkeleri, hatta İngiltere, tüm taraflar zaman kazanma ve işini usturuplu bir şekilde halletme derdinde. Görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler.

Kalın sağlıcakla.


        YORUMUNUZU PAYLAŞIN