Değerli Haberin Takası Okuyucuları,
Bu hafta yine Başkent Ankara’nın üç önemli gündem başlığıyla karşınızdayım. Birincisi PKK’nın bitme noktasına gelmesi ve evrilme çabaları, ikincisi ABD ve AB ittifakının Türkiye üzerinde oluşturacağı yeni baskı dalgası, üçüncüsü ise reform çabalarına karşı geliştirilen ve iç ve dış direnişler.
Diğer ikisini gelecek haftalara bırakmak istiyorum. Çünkü onları biraz daha tartışmaya devam edeceğiz görünüyor. Bu hafta, Irak topraklarında yer alan Sincar Bölgesi’ndeki PKK silahlı gruplarının şehir merkezinden dağlık alanlara kovulması önemli bir gelişmeydi. Düşünün Irak Hükümeti ve Erbil Özerk Yönetimi yani Barzani anlayışı bu bölgede kendi hâkimiyetlerini sağlamak için PKK’yı sıkıştırıyor. Erbil Yönetimi Türkiye’yi karşısına alıp kendi geleceğini de tehlikeye atmak istemiyor.
Bu gelişmeye paralel olarak da Türkiye Suriye’de pozisyonunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Rusya ile yeni anlaşmalar yaparak Kürt devleti kurulmasını engellemenin yollarını arıyor. Bu konuda ABD’den gelecek yeni baskıları kırmak için önlemler almaya çalışıyor.
Bu gündem vesilesiyle Ortadoğu’daki Kürt Hareketleri içerisinde PKK’nın durumunu hatırlatmakta yarar görüyorum.
İddiayla söylüyorum PKK’nın artık adı kaldı. Şehirlerde yok olmaya yüz tuttu. Dağlarda ise nesli tükenmiş kelaynak kuşları gibiler. Ancak Kürt devleti kurma heveslilerinin Türkiye topraklarındaki hayalleri devam ediyor. Hikâye başka bir noktaya evrildi. Kürt meselesi dedikleri meselenin sahipleri değişti. Sahipleri değişince ideolojileri ve ruhları da değişime uğradı.
Hikâyeyi kısaca hatırlayalım. PKK, Ermeni kökenli ASALA terör örgütünün başarısız kılınmasından sonra Özal döneminde devreye sokulmuş yeni bir plandı. İdeolojisi ve yönetim kadrosuyla PKK’nın kökeni Rusya idi. Rusya, İngiltere ve ABD’nin Kürdistan hayalini Ermenistan hayaliyle birleştirip Karadeniz’in doğu kıyılarından Doğu Anadolu’ya, oradan da Güney Doğu Anadolu’ya uzanan bir haritanın peşine düşmüştü. NATO’ya ve Batı blokuna teslim olmuş Türkiye’den komünist blok payını talep ediyordu. Bu Anadolu’yu paylaşma hikâyesi de hiç bitmiyor!
PKK’nın sahibinin Rusya olduğu günlerde, Rusların ruhu PKK’ya sinmişti. Anadolu’da Rusların meşhur bir tanımı vardır. “Moskof Gavuru”. Yani dinsiz, imansız, halktan uzak devrim hülyaları peşinde koşan, bu uğruda öldürmeyi soğukkanlılıkla yapabilen bir anlayış. Acımasızlık ile komünizm kolayca entegre olmuş ve PKK’da tezahür etmişti. O günlerde NATO’nun cephe ülkesi Türkiye PKK ile mücadeleyi ABD desteğiyle yürütüyordu. Ancak 1990 ların sonunda ve 2000 li yılların başında üç önemli gelişme peş peşe oldu. FETÖ’nün ABD’de korumaya alınması, Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye verilmesi ve 11 Eylül’de soğuk savaş sürecinin başka bir boyut kazanması.
ABD, Pentagon ekibi marifetiyle, İsrail’in güvenliğini önceleyerek Ortadoğu’da ve Türkiye üzerinde yeni planlar yapmıştı. Öcalan yakalandığı andan itibaren ABD’nin PKK üzerindeki etkinliği her geçen gün biraz daha arttı. Artık PKK’yı içerdeki ABD ve Batı yanlısı isimler yönetmeye başlamıştı. Karayılan bunların en tipik örneklerinden biriydi. Öcalan zeki bir terörist. Belki de bu dönüşümü bizden bile önce gördü. PKK uzlaşmacı ve dindar bir kimlikle ortaya çıkmaya başladı. Sivil halkla değerler üzerinden kendisini yeniden inşa etmeye girişti. Ruhu ve ideolojisi değişiyordu. KCK yapılanması, aşiretlerle sıcak ittifaklar, mevlüt okutmalar, ovaya inmeler, siyasi hak ve taviz arayışları, sivil görünümlü parti kurmalar derken en son kitap okuyan, insancıl militan reklamlarına kadar geldi. Saz çalıp türkü söyleyen militan imajı son noktaydı. Zamanında Erbakan’ın elinde tuttuğu dindarlar ve merkez sağın kontrolündeki aşiretler PKK’ya doğru adeta akıyordu.
PKK, dindar görünen, muhafazakâr, aşiretçi, feodaliteyi reddetmeyen bir kapitalist projeye dönüşmüştü. ABD PKK’ya adeta yeni bir ruh üfürüyordu. ABD, PKK’yı Rusya’nın elinden yağdan kıl çeker gibi alıvermişti. PKK tam anlamıyla NATO şemsiyesine kavuşmuştu. Peki, içerdeki Rus yanlılarının elleri armut mu topluyordu. Onlar ovaya inmemekte, dağda savaşmakta ısrarcıydı ve tüm barış süreçlerini sabote ediyorlardı. İyi ki de ettiler. Çünkü PKK içindeki bu radikaller rahat dursaydı biz Kürt hareketini ülkemizde de kabullenmiş olabilirdik. ABD, İngiltere, İsrail, Almanya ve Fransa gibi ülkelerin ortak desteğiyle, bugün Suriye ve Irak’ta adı bile konulmuş yapılanmaların önü açılabilirdi. FETÖ zaten bu görüşü destekliyordu. Onun barış sürecine ve PKK’nın ovaya inmesine karşı görünmesinin nedeni ABD uşaklığını PKK’ya kaptırma korkusuydu.
2010 lu yıllarda ise PKK’yı bitirme amaçlı operasyonlar PKK için şu anlama geliyordu: “Ya yeni patronunuz olan ABD-İngiltere-İsrail-AB dörtgenine teslim olup güzel günlere yelken açacaksınız ya da dağlarda öleceksiniz.”
PKK’yı ehlileştirip Batı’nın kuklası haline getirme politikası işlerken işte tam bu noktada Türkiye beklenmeyen bir çıkış yaptı. 15 Temmuz 2016 gecesi bu kırılmanın da miladı oldu. ABD’nin İsrail ile ortak kotardığı Türkiye’yi yeniden hizaya sokma operasyonu başarısızlığa uğratıldı. Türkiye, PKK’yı dindarlaştırıp ehlileştirerek ülke içerisinde ayrılıkçı bir hareket olarak yönetme stratejisini bertaraf etmişti. PKK’nın bu sinsi dönüşümünü engelleyemese de bölücüleri ülke topraklarının dışına itme stratejisini benimsedi. PKK’yı şehirlerde ve dağlarda tek tek avlamaya başladı ve onları çaresizce Irak ya da Suriye yapılanmalarına doğru kovdu. Hatta B Planı olarak bu topraklarda devlet kurmalarına da izin vermemeye çalışıyor. Aslında Türkiye kendi yerli ve milli silahlarıyla donanmasaydı, hedefleri tutturamayacak, dağları temizleyemeyecek ve zaman içerisinde Batı yanlısı yeni PKK’yı silahlı olarak da ülkesinde görmek durumunda kalacaktı. Ancak ABD, Türkiye’nin PKK’ya karşı verdiği bağımsız mücadelesi nedeniyle içerdeki silahlı grupları ayakta tutamadı.
Rusya ise çoktan B planına geçmiş görünüyor. PKK içerisindeki geleneksel gruplarını canlı tutarak Irak ve Suriye’de denge oluşturmaya çalışıyor. Irak ve Suriye’deki gruplar içerisinde var olmaya çalışıyor. Irak ve Suriye’deki gruplar ise PKK’nın kendi kimliğiyle bu bölgelerde varlığını sürdürmesini artık tercih etmiyor. Çünkü kendilerini bulundukları ülkelerde ezilmiş, hakları verilmemiş ve kendi geleceklerini belirlemeye çalışan mazlum bir halk olarak göstermeye çalışıyorlar. Bu sivil mücadele yöntemi, onlara Batı’nın tam desteğini sağlayacak.
PKK artık Ortadoğu’da tarihsel bir olgu ancak istenmeyen adam konumunda. PKK’yı bu hale düşüren Türkiye’nin ABD ve İsrail teknolojisine ihtiyaç duymadan kendi göbeğini kesmiş olması. Artık Kürt hareketleri tamamen ABD-İngiltere, İsrail ve AB ülkeleri ittifakının elinde. Şimdi mücadele daha ince ve daha stratejik.
Sevgili dostlar,
Irak’a gün aşırı operasyon yapmak, dağlarda basmadık kaya bırakmamak ve Suriye içlerinde destanlar yazmak kahramanlık işi olduğu kadar aynı zamanda para işi. İmkân meselesi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Hükümeti her ekonomik baskı yediğinde, dolar her zıpladığında, enflasyon her hopladığında elbette herkes gibi benim de canım yanıyor. Ancak bu hikâyelerin bir bedeli var ve bu bedeli zaman zaman ödüyoruz.
Şimdi ise işimiz daha zor. Karşımızda bir NATO ittifakı var ve biz NATO ülkesiyiz. “Bu ne yaman çelişki annem.” PKK sonrası ihanet planlarına hazırlıklı olmanın tam zamanı. Türkiye’de yaşayan Kürt kökenli insanların yerinde başka bir topluluk olsaydı çok daha büyük sıkıntılar yaşanırdı. Kırk yıldır neler yaşandı ve bu kardeşlerimiz hala ülkelerinin yanında dimdik duruyorlar. Bu fırsatı kaçıramayız. Bizim olan o insanların dostluğunu yeniden kazanmak zorundayız. Peki, ne yapabiliriz? Yine karşımıza ekonomik kalkınma ve adalet çıkıyor. Şehirlerde kahvehanelere sıkıştırdığımız gençlere bir çıkış yolu bulmak durumundayız. Adı Adalet ve Kalkınma Partisi olan bir iktidarın birinci görevi herhalde bu olsa gerek.
Kalın sağlıcakla…

