Künye Reklam
Menü
Kapitalizmin Kölesi: Demokrasi | M. Sarıalioğlu
M. Sarıalioğlu

takahasfasfber61@gmail.com

Kapitalizmin Kölesi: Demokrasi

KAPİTALİZMİN KÖLESİ: DEMOKRASİ

Değerli Haberintakası okuyucuları,
Bu hafta küresel insani konular ön plandaydı. Salgın hastalıkla mücadelede aşı günleri
başladı. Herkes sağlığı için aşı vurulacak ancak içinde az da olsa bir güvensizlik var. Keşke
yerli aşı yetişse de endişeleri tamamen son bulsa.
Diğer taraftan kuraklık sinyalleri bu yıl biraz daha arttı. Türkiye’de yaşayan insanlar su, gıda,
elektrik ve ısınma sıkıntıları yaşamak istemiyor. Ülkeyi yönetenlerden en öncelikli talepleri
bu konular. İnsanlar zaman geçtikçe tüm insanlığı ilgilendiren temel sorunlarla karşılaşmaya
başladı. Küresel gelişmeler devletleri ortadan kaldıracak deniyordu ancak öyle anlaşılıyor ki
insanların devletlere daha fazla ihtiyaç duyacağı günlere doğru gidiyoruz.
Bir başka küresel konu da WhatsApp’ın Türkiye’deki üyelerine dayattığı sözleşme oldu. Bizim
millet sözlü kültür geleneği olan bir millettir. İşi yazıya, resmiyete dökmeye kalktığın an işin
en başına döner ve her şeyi didik didik eder. Önüne sözleşme metni konulunca, aslında
WhatsApp ile zaten gizli bir sözleşmesi olduğunu fark etmiş oldu. Yüzlerce defa verdiği
bilgileri niçin verdiğini, bu bilgilerin kullanılmasının risklerini adeta yeniden idrak etti.
Hemen farklı alternatif arayışlarına girdi.
Bu üç küresel gelişmeyi birlikte değerlendirdiğimizde, insanın insan olmaktan kaynaklı
hakları, özgürlükleri, yaşam gayeleri, vatandaşlık hakları, vatandaşlık nedeniyle devlete
devrettiği hakları, dijital vatandaşlığın ne menem şey olduğu gibi sorular aklımıza üşüşmeye
başladı.
Asıl soru şu? Şu ana kadar entegre olma mücadelesi verdiğimiz, kapısına 3 asırdır yüz
sürdüğümüz, Batı değerleriyle örülmüş, İngiliz-Yahudi Medeniyeti; bu küresel krizlerde bizi
de kendisinden sayıp koruyacak mı? Yoksa nihayetinde ayrıma tabi tutulup yarı yolda kalma
ihtimalimiz var mı? Yoksa siyahiler gibi muamele görme ihtimalimiz var mı? Kısacası
insanlığın tekleştiği, gelişmelerin insanları aynı anda etkilediği yeni dijital çağda hangi yolu
tutarak ayakta kalacağız? Maalesef yaşadığımız bu küçük görünen sorunlar, böyle büyük bir
soruyu gündeme getiriyor.
Türk milleti son üç yüz yıldır Batı medeniyeti karşısında kendisini sorgulayıp durdu. Sonunda
demokrasi denilen ideolojiyi benimsedi. Demokratik değerlere nice hayatlar adadı. İnsanlığın
yarattığı en büyük ortak değer olarak demokrasiyi kabul etti. İslam’dan beslenerek
oluşturduğu değerlere sırt çevirdi. Bu değerleri insanlığın geldiği noktada çağdışı saydı.
Elindeki dini, değerlerinden, gayesinden ve ahlakından arındırarak ibadetlere hapsetti.
Kendisine iki ayrı dünya kurdu. İki kimlikli insanlar olduk. Dünya işleriyle din işlerini sadece
sosyal hayatta ve devlet hayatında değil; kafamızda da net bir şekilde ayırdık. Ayırmayanlar
da keşke ayırsalar dedirtecek kadar saçmalıklara ve çelişkilere düçar oldular.
Peki nedir bu demokrasi? Nereden çıkmıştır? Kimlere hizmet etmektedir? Bize ne yararı
vardır?
Elbette çok uzun bir hikâyesi var. Ancak basit ve anlaşılır olmak için temelindeki hayat
anlayışını ortaya koyarsak işimiz kolaylaşır. Demos-krates, yani köylülerin iktidarı. Eski
Yunanda en kötü yönetim tercihi. Soyluların, kentlilerin ve seçkinlerin yönetimi varken
yönetimi köylülere devretmek mümkün mü? Demokrasi en başta insanlar arasında ayrım
yapmayı kabul eden medeniyetin ürünüdür. İnsanlar nefsinin heva ve hevesine uyarak ayrım

yaparlar. Üstün olma, kendini kutsama, diğer insanlarla rekabet ederek onlar üzerinde
tahakküm kurma, faydacı ve hazcı olma gibi tüm şeytani eğilimler demokrasinin önünü
açmıştır.
Şöyle ki, 15. Yüzyıla kadar ayrımcılığa dayalı krallıklar hüküm sürmüştür. Ancak gücü
soylulardan ve toprak ağalarının elinden almak isteyen kentlilerin bir kaosa ihtiyaçları
olmuştur. Hani eski ABD Dışişleri Bakanı Condoliza Rice Ortadoğu için demişti ya;”
Ortadoğu’da istikrar dönemi sona ermiştir, artık demokrasi dönemi başlamıştır.” diye. İşte bu
sözdeki istikrar krallıkları, demokrasi de kaosu kastetmektedir. Bazen doğrudan savaşmak
yerine ortalığı bulandırarak, uzun süreli kaos ortamları yaratarak değişimi sağlarsınız. İşte
demokrasi böyle bir oyunun sonucu olarak Batı’ya giriş yaptı. Gücü ve iktidarı soylulardan
alıp kentli kapitalistlere teslim etti.
Demokrasi Batı’da köle olarak doğdu. Kapitalizmin tüm toplumlara yayılması, geleneksel
ayrımcı güçlerin iktidarının sonlandırılması ve yeni efendinin sermayedarlar olarak
benimsenmesi için bir araç ideoloji olarak kullanıldı. “İnsan insanın kurdudur, yani insan
insanı yiyip bitirdikçe büyür ve tatmin olur” anlayışını benimseyen vahşetin uşaklığını yaptı
demokrasi dediğimiz şey. Kökeninde insanın kötülük, rekabet, bencillik, hazcılık ve
menfaatçilik gibi şeytani eğilimleri vardır. Bu eğilimlerle devleşen kapitalizmin ve oluşan
burjuvazinin, palazlanan oligarkların kölesidir. Onlar ne emrederse demokrasi onu yapar.
Batı’da cesurca savaşarak geleneksel zulmü yıkamayan yeni zenginlik ve güç adayları sahaya
çalıştırdıkları işçileri ve köylüleri sürmüştür. Onlar da insan yerine konulmanın heyecanıyla
kralları ve soyluları tarihin tozlu sayfalarına göndermişlerdir. Aslında formül basit, geniş halk
kitlelerine seçme ve seçilme hakkı ver, sonra onların seçimlerini etkileyecek kurumları
oluştur, alışkanlıklarını yarat ve otur keyfini çat. Kim gelirse gelsin artık kapitalizmin
çarklarına hizmet etsin. Sermayedar sermayesine güç katsın. Kendi kendini sürekli üreten ve
idare eden bir zulüm düzeni kurulsun. Arada rayından çıkmaya kalkanlara da müdahale
edilsin. 1980 darbesinin bildirisinden bir ibareyi burada hatırlatmak isterim. “kendi kendini
idare edemeyen demokrasiyi tekrar rayına sokmak…”
Değerli dostlar,
Burada yapmak istediğim demokrasi düşmanlığı değil. Sadece geldiğimiz küresel risk
ortamında, insanın kendisini nasıl konumlandırması gerektiği sorusunun cevabını arıyorum.
Allah’ı dışlayan, dini ibadetlere hapsedip sosyal hayattan kovan, Allah’ın insanlara verdiği
temel hak, hürriyet ve sorumlulukları unutturarak insanları zevklerinin peşinden koşmaya
davet eden ideolojinin insanlığı felakete sürükleyeceğini belirtmek istiyorum. İşte dijital
çağda her türlü hakkımızı gasp etmeye hazırlanan baronların artık demokrasiyi kullanmalarına
izin veremeyiz. Demokrasi insanları gözüne güzel görünsün ve insanlar bu sayede
kapitalizmin gönüllü kulu olsun diye bize bazı haklar bahşedilmiştir. Bu hakları elbette
kazanılmış hak sayarak hanemize yazacağız ancak bu medeniyet rayından çıkmak zorundayız.
Çünkü dijital çağ, yeni hegemonya oyununu yine demokrasi ve özgürlük safsatası üzerinden
oynamak istiyor.
Ben de diyorum ki geldiğimiz bu kritik noktada; insanı, onun özgürlüklerinin ve haklarının
neler olduğunu, dünyadaki temel gayesini, insan kalabilmesinin asgari şartlarını yeniden
belirlemek zorundayız. Eğer demokrasi ideolojisini kutsayarak yola devam edersek; dijital
ortamda üretilen ve bizim tüm özgürlüklerimizi elimizden alan ürünlerin kullanıcısı olacağız.

Tüketim kölelerine dönüşeceğiz. İnsan haklarını unutup tüketici ve kullanıcı hakları
kavramlarına mahkûm olacağız.
Be nedenle, geçmişten bugüne ruhumuza işlenmiş ve bizi aslında kapitalizme köle yapan
kavramları ruhumuzdan söküp atmalıyız. İnsan kalabilmenin yollarını aramalıyız. İnsanın
aklını, bedenini, özel hayatını, özgür iradesini korumanın yollarını aramalıyız. Yoksa dünya
hızla iki büyük insani ayrıma doğru gidiyor. Yönetici seçkin şirketler ve onların kullanıcı,
tüketici köleleri olmuş yığınlar. Bu büyük şirketler, kendilerine teslim olmayan devletleri de
silip süpürmeye kararlı görünüyor. Üstelik devletleri tehdit ederken de köleleştirdikleri
yığınları kullanıyorlar. Örtülü olarak şöyle diyorlar: “Beni yasaklarsan ülkende yaşayan
insanları cezalandırmış olursun, onların haklarını kısıtlamış olursun. Onlar benden bu ürünleri
talep eder ve seni gerekirse bu uğurda devirirler.”
Kökeninde hırs, güç, rekabet, haz ve menfaat güdüleri olan bu azgın medeniyetin biz
yutmasına izin veremeyiz.
Peki ne yapabiliriz?
1- Demokrasiyi, ideoloji ve amaç olmaktan çıkarıp sadece insanlık için ürettiği iyi
değerlerini sahipleneceğiz. Örneğin seçme ve seçilme hakkı, özgür irade, özel hayatın
gizliliği, insan hakları…
2- Yarım yamalak da olsa hala medeniyetimizi ayakta tutan, bizi şirketlere karşı
korumaya çalışan devletleri ayakta tutacağız. Bizi dijital kapitalistlere ve dijital
faşistlere teslim etmeyecek yöneticileri seçmeye çalışacağız.
3- Din ile ve Allah ile insan arasındaki ilişkiyi baştan ve yeniden yorumlayıp yeni bir
adalet düzeni kurması için otoriteyi zorlayacağız. İktidarlardan eğitimde, toplumsal
yaşam biçiminde ve adalet hizmetlerinde ciddi değişimler talep edeceğiz.
4- Devlet yönetim modelinde, toplumun en küçük parçaları olan aile ve yakın
çevre(mahalle) sistemine dönerek mikro düzeyde insan ilişkilerini yeniden
canlandıracağız. İktidarlardan insanı ve toplumu desteklemesini talep edeceğiz.
Daha söylenecek çok şey var değerli dostlar. Ancak ben özet olarak şunu tekrarlamak
istiyorum:
Dünyanın egemen baronları, insanı köleleştirmenin yeni aşaması olan dijital çağda da
demokrasi gibi ideolojik araçları kullanarak bizi uyutmanın yollarını aramaktadır. Uykudaki
insan insan değildir. O aslında o haliyle sadece bir cesettir. Onu uyandıran ve insan haline
dönüştüren aklını başına alması, özgür iradesini kullanması, gayelerine göre adım adım
potansiyelinin zirvesini aramasıdır.
Bu arayışı engellemek isteyen ve zevkten köken almış medeniyetlere karşı, akıldan köken
almış insan olmak zorundayız.
Kalın sağlıcakla…


        YORUMUNUZU PAYLAŞIN



Bu yıl sizce hangi takım şampiyon olur?

Bu yıl sizce hangi takım şampiyon olur?