Künye Reklam
Menü
Hedef Başkanlık Sistemi! | M. Sarıalioğlu
M. Sarıalioğlu

takahasfasfber61@gmail.com

Hedef Başkanlık Sistemi!

 

Değerli Haberi Takası okuyucuları,

Epeydir Ak Parti iktidarına ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı üç koldan hakaret boyutlarına varan eleştiriler ve saldırılar geliyor. Amerika, AB ve özellikle Fransa ile ana muhalefet partisi CHP kanadı iktidarı sürekli tepkisel davranmaya zorluyor.

Saldırıların iki ana hedefi var: Birincisi Erdoğan’ı devirmek, ikincisi ise başkanlık sisteminin ülkede yerleşmesini engellemek. Zira biliniyor ki bir sistem ne kadar uzun süre uygulanırsa o derece yerleşir ve vazgeçilmez hale gelir. Aslında MHP de bunu bildiğinden sistemin tamamen yerleşmesi için iktidarın ömrünü uzatmaya çalışıyor.

En son Türkiye’nin halk tarafından beş yıllığına seçilmiş Cumhurbaşkanına, henüz görevinin üçüncü yılında, “diktatör bozuntusu” gibi suç teşkil eden bir hakaret yapılması ortamı iyice gerdi. İktidarın sinirleri bozuldu ve sabrı taştı. Amerika’da, Kanada’da ya da Norveç’te yaşayan sıradan bir insan Erdoğan’a yapılan eleştirileri haberlerde duysa; yirmi yıldır seçim yapmadan ya da %40 civarında katılımla şaibeli seçimler yaparak iktidarda kalan bir lider zanneder. Hâlbuki daha iki buçuk yıl önce, 24 Haziran 2018’de, %85’in üzerinde katılımla yapılan seçimlerde, bu ülkenin ilk defa halk tarafından seçilerek ülkeyi yönetme yetkisi alan Başkanı Erdoğan. Demek ki muhalefetin rahatsızlığı samimi değil. Hedefi Erdoğan ve başkanlık sistemi. Bunun demokrasi tarihimizde yatan derin gerekçeleri var. Ancak kısaca özetlersek, sistemden rahatsızlığın temel nedeni, “artık Türkiye’nin halk tarafından doğrudan seçilen güçlü yönetici sistemi olması.”

Türkiye yönlendirilebilir, sindirilebilir ve çatışma ortamları kullanılarak yönetilebilir olmaktan çıkmaya çalışıyor. Bu çırpınışında en büyük destekçisi başkanlık sistemi. Eskiden Türkiye farklı güç gruplarının çatışması, rekabeti ve koalisyonu gibi gitgellerle yönetiliyordu. Bugün ise halkın verdiği güç, yönetimde bir noktada birleşiyor ve liderliği sağlayan o irade ülkeye güç ve hız kazandırıyor.

Kalkınma planları yapan ülkeler, her zaman ilk varsayımlarına istikrarlı bir yönetim süresini koymak isterler. Kalkınma hamlelerinde en büyük sorun istikrarlı bir yönetim süresidir. Hatta tarihe baktığımızda, bazı ülkeler kalkınma ve sanayileşme süreçlerini acımasız diktatörlerine borçludurlar. Bugün ise Batı, Sisi gibi diktatörlere methiyeler dizerken Türkiye’ye demokrasi nutukları atmaktadır.

Siyaset bilimi ve demokrasi açısından baktığımızda ise “erdemli kralların” her zaman demokrasiden daha üstün yanları olduğu ifade edilmiştir. Demokrasi en az kötü rejim, yani “ehvenişer” olarak nitelendirilmiştir. Çünkü topluma huzur ve istikrar getirmekte zorlanmakta, yarattığı çatışmacı ve rekabetçi acımasız ortam ise sadece kapitalizmin gelişmesine katkı sağlamaktadır.

Bu hatırlatmalardan sonra, Türkiye’nin yerleştirmeye çalıştığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin sağladığı avantajları kolayca anlayabiliriz. Kolay ve hızlı yönetim, istikrarlı kalkınma imkânı, daha doğrudan demokrasi…

Başkanlık sisteminin geçmişte koalisyonlarla bu milleti bıktırmış parlamenter rejime göre birçok üstün yönlerini olduğu aşikâr. Ancak geleneklerinin, teamüllerinin, kurallarının, işleyiş düzeninin iyi oturtulması gerekir. Bir sistemi kalıcı hale getirecek yerleşik kurallarını oluşturmak, sistemi başlatmaktan çok daha zordur. Başkanlık Sistemini yerleştirirken en büyük tehdit duygusal ve nefsi davranışlardır.

SÜKÛNET, İLİM VE GELENEK

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, ilk beş yıllık uygulamasının tam ortasında bir analizi hak ediyor. Sistemin yerleşmesi için vazgeçilmez üç ilke vardır: Sükûnet, İlim ve Gelenek. Öncelikle iktidar, doğrudan Başkanı ve sistemi hedef alan saldırılara karşı asla duygusal tepkiler vermemelidir. Sitem için en önemli tehdit saldırılara kişisel ve duygusal bakış açısıdır. Şu anda Başkan Erdoğan’a karşı ince bir siyaset uygulanmaktadır. Erdoğan’a hakaret ve tehditlerle saldırarak onun sert karşılıklar vermesini ve sert önlemler almasını sağlamak. Hesap şu: Nihayetinde yönetim erki Başkanda olduğundan vereceği cevapları ve alacağı önlemlerin derecesini ayarlayamayacak, baskı altında kalmayı da hiç sevmediğinden yaptığı karşı uygulamalar sistemin kötü ve keyfi uygulamaları gibi görülecek. Sonuçta Başkan kendini savunmak için aldığı önlemler nedeniyle baskıcı olarak nitelendirilecek. Bu oyun epeydir oynanıyor. Bu oyuna gelmemek gerekir. Yeni kurulan Başkanlık Sisteminin uygulamalarında günlük olayların duygusal etkisinde kalınmamalı, atılacak adımların sabır ve sükûnetle değerlendirilmesi iyice yapılmalıdır. Bu ilk dönemde atılacak her adımın, yapılacak her uygulamanın sistemin ilerleyen zamanlarında örnek teşkil edeceği asla unutulmamalıdır.

Ak Parti iktidarı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin kurucusu ve ilk uygulayıcısı. Bunu hiç ama hiç unutmamalıdır. Bu yüzden saldırılar aslında sükûnet ilkesinin çökmesine yöneliktir. Sükûnet ilkesi uygulanamadığı an, milletin önüne keyfilik, kişisel düşünme ve çatışma gibi bu sistemin hiç arzulamadığı manzaralar düşecektir. Millet bu olumsuz manzaraları gördükçe de bu sistem geçmişten bugüne pek bir şey değiştirememiş diyerek ona sahip çıkmayacaktır. Çünkü hararetle mücadele, gerilim ve tartışma ortamında yürütülen sistemin bir sonraki seçimde başka bir başkanın eline geçtiğinde tersine aynı dozda devam edeceği korkusu milleti sarar.

Kurucu Başkan Erdoğan’a bu denli yüklenilmesinin bir başka nedeni de yine tepkisel cevaplar verip etrafında aşılmaz ağlar örmesini sağlamaktır. Şu sinsi oyuna bakın hele! Bu ağlar önce samimidir, lideri koruma amaçlıdır. Ancak zamanla, liderin etrafında küçük bir grubun kenetlenmesi süreci, yağlanmaya başlar. Yanan bir mumun etrafına örülmüş yağdanlığa döner. Zamanla bürokratik vesayeti yıkmak için kurulan Başkanlık sistemi yeni bir vesayet güruhu yaratır. Başkanı korumak iyi niyetiyle başlayan bu süreç, Başkanı daha küçük bir dünyaya hapseder ve yalnızlaştırır. Artık istişare mekanizmaları işlemez, akıl ve ilim devre dışı kalır. Duygusal tepkiler, korku ve sevgi duyguları öne çıkar. İşte en tehlikeli nokta burasıdır. Başkana saldırılar, sistemin korku ve sevgi duygularında kilitlenmesini sağlamak içindir. Tek sağlıklı direniş ise sükûnetle ilme sığınmaktır.

Bu sıkışma noktasında, karşımızda üç merdivenli bir çıkış kapısı belirir. Sükûnetle, sabırla ve sakince siyaset biliminin, yönetim biliminin kabul görmüş kurallarıyla Türk yönetim geleneğini birleştirerek aydınlığa çıkmak. Sükûnetle ilim ve geleneği hayata geçirmek. İlimden kasıt, devlet yönetimi, kamu yönetimi ilmidir. Kurumların kaliteli insanlarla, adil hedeflerle ve kurallarla donatılarak güçlendirilmesi. Başkanın yükünün ve üzerindeki baskının azaltılması.

Kaliteli insan, adaletli hedefler ve kuralların ölçüsünü kim koyacak? İşte burada da karşımıza üçüncü merdiven çıkar. Türk yönetim geleneklerini de barındıran İslam Yönetim geleneği. Kurumların güçlendirilmesi için belki birinci şart, sağlam karakterli, ehliyetli ve liyakatli insanların bulunup çıkarılmasıdır. Bu tür yöneticiler, kapıları aşındıranlardan pek çıkmaz. En fazla bir defa kendisini gösterir, gerisi kurulan başkanlık sisteminin görevidir. Sistem öyle kurulmalıdır ki; sağlam karakterli, -kişilik bozuklukları olmayan, milli iradeye, devlete ve kanunlara sadık- ehliyetli ve liyakatli insanları yönetici yapabilmelidir. Bu döngü, Türk-İslam yönetim geleneğinin vazgeçilmez unsurudur ve bu döngü kurulmadan Başkanlık sistemi sağlıklı temellere yerleşemez.

İlim ve gelenek ilkelerinin bir başka unsuru da kurumların adaletli hedeflere ve kurallara sahip olmasıdır. Aslında tüm devlet sistemlerinin temelinde tıkır tıkır işleyen kurumlar vardır ve bu kurumların en temel gerekçesi toplumda kendi alanlarındaki adil düzeni sağlamaktır. Ahlaksızca ve adil olmayan üretim iştahı, kalkınma iktisadı ve tüketim çılgınlığı devletleri içten içe kemirir. Bu nedenle Başkanlık sisteminin kurumlarının hedefi mutlaka adaletli bir düzenin kurulması ve sürdürülmesi olmalıdır. Örneğin, Türkiye’de bakanlıklar, Başkanlıklar ve düzenleyici kurumlar var. Bu yapılar, toplumun üreten ve tüketen kesimleri arasında adaleti sağlamanın peşinde olmalıdır. Büyüme hevesiyle ya da başka batıl heveslerle güçlüyü korumanın ve güçsüz pozisyondaki vatandaşın, son kullanıcının hakkını güçlüye peşkeş çekmenin peşinde koşmamalıdır. Toplumda bir zehir gibi yayılan adaletsizlik algısı devletlerin ve sistemlerin en büyük düşmanıdır.

İşte bu nedenle, Türk-İslam geleneği ile modern yönetim ilmi birleştirilerek Başkanlık sisteminin damarlarına zerk edilmelidir. Nihayetinde sistem dediğimiz şeyi milletin önüne bir yemek gibi koyanlar, insanlar ve kurumlardır. Vatandaş bir devlet kurumunda işini görürken tatsız, tuzsuz bir karışımla karşılaşırsa; oy verdiği Başkanı ve onun sunduğu sistemi sorgular.

Sözün özü şu: Ne güzel demiş Şeyh Edebali Osman Bey’e nasihatinde: “Ey oğul! Kızmak, öfkelenmek, gerilim ve çatışma çıkarmak, bölmek bize; sabır, sükûnet, uysallık, adalet ve birleştirmek sana.”

Kalın Sağlıcakla…


        YORUMUNUZU PAYLAŞIN



Bu yıl sizce hangi takım şampiyon olur?

Bu yıl sizce hangi takım şampiyon olur?