Künye
Menü
Başörtüsü Kadın Hakkıdır! | M. Sarıalioğlu
M. Sarıalioğlu

takahaber61@gmail.com

Başörtüsü Kadın Hakkıdır!

 

Değerli Dostlar,

Başkentte suni gündemler devam ediyor. Bu hafta da başörtüsü meselesi yeniden Türkiye’nin gündemine düştü. Bu ülkenin gerçek sahipleri olduğu saplantısından bir türlü kurtulamayan insanlar, ülkenin geldiği son hali anlamakta zorlanıyor. Hazmedemiyor mu demek daha doğru olur bilemedim.

Nedir bu hazmedilemeyen manzara? Tüm insanlar, belli bir kılık kıyafet görüntüsü olmadan, şapkasız smokinsiz, gelişigüzel, istedikleri gibi, karmakarışık, açık kapalı, sakallı traşlı, el ele kola dolaşıyor. Böyle olunca da politikacının elinden önemli bir malzeme daha kayıp gidiyor. Ayrımcılık alanları olmasa, ideolojiler olmasa, fikirler keskin bir bıçak gibi bilenmese bu millet nasıl oyalanacak?

Başörtüsü suni gündemi vesilesiyle medyada söylenmedik söz, edilmedik hakaret kalmadı. Ben müsaade ederseniz bu ikiye bölünmüş gruplar üzerinden yürüyen asıl hikâyeyi anlatayım.

Büyük savaşların ve büyük mücadelelerin sonunda gelen zaferin kutlamaları, ganimetleri, ödülleri hiçbir zaman bu savaşların neferlerine nasip olmaz. Bu savaşı sadece izleyen, hiçbir risk almayan kıyıda kenarda seğirterek sonucu bekleyen korkak kurnazlar, sonuç netleşmeye başlayınca sahaya çıkar ve zafer naralarını atarlar. Öyle bağırırlar öyle bağırırlar ki canını ortaya koyup nice başlar kesen o zavallı nefer duraksar. Nutku tutulur, söz söyleyemez olur. Kendini bile sorgulamaya başlar. Acaba şu nara atan yiğit kadar olamadım mı diye kendini yiyip bitirir. Ürker, ganimetten geri durur. Zaten böylesine samimi bir nefer ne yapmışsa Allah için yapmıştır ve bu yüzden ganimet talep etmeyi günah sayar. Allah’tan korkmasa da kuldan utanır.

Derken düşman kaçarken nara atan bizim yiğit alır sazı eline. Bu savaş niçin verildi? Bu millet neden savaştı? Bunca kan neden döküldü demeden yeni düzeni kurmaya başlar. Savaşın amacı unutulur. Korkak kurnazların dönemi başlar. Bu hep böyle olmuştur. Tarih biraz da fırsatçıların tarihidir.

Bazen de savaşta yenileceğini fark eden kurnaz düşmanlar, tam kılıç boynuna dayanmışken arka cebinden muhteşem işlemeli bir ayna çıkarır ve bizim gariban nefere uzatır. Nefer aynayı alıp aynaya baktığı an kendini kaybeder. Ruhu çalınmıştır. Savaşı kaybetmiştir. Çünkü savaşın gerçek amacını kaybetmiştir. Çünkü savaştığı düşmana dönüşmüştür.

İşte bizim Kurtuluş Savaşımız da nihayetinde böyle oldu. Savaşı kazandık. Topraklarımızı kurtardık ama boş bulunup İngilizin o muhteşem işlemeli aynasına da bir göz atalım dedik. Dayanamadık. Aynayı aldık, ona baktık ve ruhumuzu çaldırdık. Manda ve himayeyi kabul etmemek için savaştık ama geçen yüz yılda sürekli mandacılar ve himayeciler yetiştirdik. Kadınlarımızın değerlerine göre özgürce yaşaması için savaştık ama yüz yılda kadınlarımızın giyimine kuşamına ve kendisine el uzatan insanlar ürettik. Savaşları kahramanların yanında gölge gibi izleyenler yine sazı eline aldı ve milleti savaştığı düşmana benzetmek için türlü türlü saçmalıklar yaptı. Büyük savaşın verildiği günlerde şirket büyütme peşinde olan talihsizler, zaferin sahiplerinin kadınlarını ağzına almaya cüret etti.

Meğer biz savaşı kazanmışız ama sonuçlarını, amaçlarını kaybetmişiz. Yıllarca kadınlarımızın kızlarımızın nasıl giyinmesi gerektiğine karar vermek isteyen sözde modernistler türedi. Kafalarını başörtüsüyle bozmuşlar. Tek dertleri verilen büyük savaşı heba etmek.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Türkiye Cumhuriyeti kazandığı büyük zaferin sonuçlarını 100 yıl sonra bugünlerde ancak alabiliyor. Bu savaş neden verilmişti? Milli ve yerli sanayi için. Milletin özgürce ve bağımsız bir şekilde yaşaması için. Ama gelin görün ki Nuri Bey’in silah fabrikası bombalandığında, soruşturamayan bir yönetim biliyoruz. Hazır üretilmiş otomobili üretip pazarlayamayan korkaklar tanıdık tarihte. Yunanistan’ı NATO’ya kabul etmek için darbe yapanları. Büyük zaferin ganimeti olan bağımsızlığı isteyen iktidarı devirmek için darbeye kalkışanları…1950’ye kadar İngilizler ve sonraki yıllarda Amerikalılar hep dostlar buldular bu ülkede.

Düşünsenize, ilk başörtülü milletvekilleri 2013 yılının Ekim ayında TBMM’ye girdi. Aynı yılın Aralık ayında iktidara darbe teşebbüsünde bulunuldu. Darbe tehditleriyle başörtüsü arasında hiç kopmayan bir ilişki vardı. Tüm kadın hakları tartışmaları dolanıp gelip başörtüsünde kilitleniyordu. Düşünebiliyor musunuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde açıkça insanların din ve inanç özgürlüğünün var olduğunu ve bu inançlarını açıkça gösterebileceklerini ifade etmesine rağmen, Avrupa’da bazı devletlerin başörtüsü yasağını haklı bulmuştu. Kadın olsam inadına başörtüsü takardım. O derece yani. Çünkü Batı medeniyeti için bu başörtüsü tüm değerlerden vazgeçecek kadar önemliyse bunu takmamanın ne anlama geldiğini siz düşünün.

Hülasa sevgili CHP zihniyeti,

Büyük savaşı senin zihniyetinde olanlarla bugünkü Ak parti iktidarının temsil ettiği insanların zihniyetinde olanlar beraberce kazandınız. Dindar, muhafazakar insanlar için savaşın belki de en önemli nedeni kadınlarına dokunulmamasıydı. Onlar için zaferin anlamı buydu. Senin saçma sapan modernlik saplantılarına yıllarca bu insanlar katlandı ve katlanıyor. Aynayı alıp yastığının altında saklayıp her akşam ve her sabah iştahla bakan sensin. Başörtülü kadınlar, senin hayalindeki kadınları yücelttiğinde sana engel oluyor mu? Ak parti iktidarı başörtülü olmayan tek bir kadınımızı rencide etti mi? Hayır. Öyleyse sana ne oluyor? Bırak da büyük zaferin amacı olan ganimetlerden birini de onlar alsın ve özgürlüğün tadını çıkarsın.

Bence CHP zihniyetinin bu tartışmayı hatırlatıcı bir davranışta bile bulunması büyük bir hata olur. Başörtüsü meselesi artık kapanmalıdır. Başörtüsü konusu açıldığı anda CHP zihniyetine zarar yazar. Hatta başörtülü milletvekili adayı bile yapması bu kesime zarar yazar. Bu tür girişimler sadece başörtüsü takmak için kadınlarımızın nasıl gözyaşı döktüğünü hatırlatır. Kapanmış yaraları kanatır, tazeler. İnandırıcı olmaz. Çünkü bildiğiniz, tanıdığınız ve inandığınız değerleri kullanabilirsiniz. Gerekirse siyasete alet edebilirsiniz. Ama inanmadığınız bir değeri siyasete alet etmek mümkün olmaz. Ancak elinize yüzünüze bulaştırırsınız. Sahte davranışlar hemen fark edilir.

CHP zihniyetinin bu saatten sonra tek çıkar yolu, bağımsız ve müreffeh bir Türk Milleti hayalidir. Bunun için somut öneriler ve kadrolar sunabilirse iktidar şansı olur. Geçmişte yaptığı hataların tekrarına düşmek onu daha da küçültür. Örneğin çağdaşlık safsatası artık terk edilmelidir. Herkesin hemfikir olduğu bir amaçtan ideoloji olmaz. Ancak gereksiz ayrımcılıklar doğar.

Bu ülkenin dindar insanları, Batı gibi yaşamaya zorlanacağını, Batı medeniyetinin onlara dayatılacağını bildiği için mücadele etti ve savaştı. Zaferden sonra kimse şark kurnazlığına soyunup bu insanlara kaybetmişler, yenilmişler muamelesi yapamaz.

Kaldı ki şu acı gerçeği de söylemekten geçemeyeceğim. Boğaçhan’ın boğanın alnına dayanmış yumruğu misali, CHP zihniyeti dindarlardan yumruğunu çekse belki de yüz üstü devrilecekler. Başörtüsü meselesi bu boğanın ön ayaklarıdır. Başörtüsü meselesi tazelendikçe boğa devrilmeyecektir.

Kalın sağlıcakla…


        YORUMUNUZU PAYLAŞIN