RÜZGÂR HALA ARKAMIZDA
Bu hafta Ankara’nın gündemi çok yoğundu. Üç önemli gelişme ardı ardına geldi. Amerika’da Biden’in seçimi kazanması, Dağlık Karabağ’da bir buçuk aydır devam eden savaşın Rusya’nın müdahalesiyle durdurulması ve bir anda içeride ekonomi yönetiminin değişmesi. Bu gündemlerin her biri ayrı ayrı uzun uzadıya değerlendirilebilir. Ancak çağımız özetleme çağı. Biden’ın seçimi kazanması gök gürültüsü gibi. Karabağ’da ateşkesin sağlanması güneşin parlamasını andırıyor. Berat Albayrak’ın istifası ise aniden kararan gökyüzünün ne olduğunu bile anlamadan yağmur olup boşalması sanki. Ancak bu karışık ortama rağmen rüzgâr hala Türkiye’nin arkasından esiyor.
ARTIK İPEK YOLU AÇILDI
Karabağ’da Rusya önce izin verdi. Azerbaycan’a süre verdi. Buyur, Karabağ’ı alabilirsen al dedi. Azerbaycan da bu fırsatı değerlendirdi ve hakkını söke söke aldı. Ardından Rusya süreyi durdurdu ve yeni haritayı çizdi. Peki aslında ne oldu?
1- Türkiye ile Rusya’nın taktik işbirlikleri ve iyi ilişkileri Azerbaycan için büyük bir fırsat doğurdu. Rusya ve Türkiye Suriye’de ve Libya’da ortaklık yapmak durumunda kalmış iki ülkeydi. Bu ortaklık nükleer santrallerin yapımı ve S-400 gibi büyük projelerle sarsılmaz duruma gelmişti. Türk- Rus işbirliği Karabağ için bozulamazdı ve bozulmadı da. Azerbaycan’a ise sadece bu örtülü onayın gereğini yapmak ve hakkını bileğinin gücüyle almak kalmıştı.
2- Ermenistan, başta Fransa olmak üzere, Batıya güvenerek Rusya bloğundan ayrılma hayallerine kapıldı. Kafkasların göbeğine NATO’yu sokmanın ilk sinyallerini verdi ve faturayı ağır ödedi. Demek ki uzaktaki dosta güvenilmezmiş.
3- Ermenistan; Rusya, Türkiye, İran ve Çin gibi büyük devletlerin ipek yolunun yeniden canlandırılması özetindeki ASYA politikalarını öngöremedi, henüz devlet olamadığı anlaşıldı. Demek ki devlet olmak için devlet kurmak yetmiyormuş.
Sonuçta ne oldu?
1- Ermenistan Batıcı politikalar hayalinden uyandı ve başa döndü. Rusya yanlısı yeni bir iktidara gebe. Rusya’ya epey bir zaman sırt çeviremez hale geldi.
2- Rusya Ermenilerle Azerbaycan’ın arasına girerek iki ülkeyi de kontrol etme fırsatını yeniden kazandı.
3- Çin’in de desteklediği Avrupa ile Asya’yı birbirine kesintisiz bağlayan yolun inşası resmen başladı.
4- Türkiye bu sayede bir ayağı Avrupa’da diğer ayağı Asya’nın ucunda olan önemli bir ülke konumuna geldi. Avrupa’yı Çin’e bağlayan karayolunu açtı.
5- İran pek bir şey kazanamasa da Rusya’nın ve Çin’in menfaatleri hatırına sesini çıkaramadı.
6- Türk-Rus işbirliği ve ortak askeri operasyon alanı genişledi. Suriye, Libya derken şimdi de Kafkaslarda Türkiye söz sahibi oldu.
Bu sürecin üç galibi var: Azerbaycan, Türkiye ve Rusya. Üç de mağlubu var: Ermenistan, Fransa ve ABD. Batı tam anlamıyla Türkiye’yi itmenin maliyetini ödüyor. Türkiye’yi Rusya’ya ve Doğuya doğru iterek AB’den koparıp sonra da yalnızlaştırıp yutmak isteyen senaryo çökmüş görünüyor.
TÜRKİYE SAYGI BEKLİYOR
Ortadoğu’da istikrarı bozup demokrasi bahanesiyle kargaşa yaratan zihniyet geri döndü. Türkiye Biden’ın gelişine hazırlanıyor. Amerika’ya sıcak mesajlar veriyor. Türkiye Biden’dan milletin iradesine saygı bekliyor. Eğer Biden yönetimi Türkiye’yi böyle kabullenip denge kurmaya çalışırsa hem Türkiye hem de ABD kazanır. Ancak ABD Türkiye’ye saygı duymaz tamamen kontrolüne almaya çalışırsa bedelini daha fazla maliyetle öder. Türkiye kendi menfaatlerini ABD’ye bulaşmadan korumanın peşinde. Ancak ABD Türkiye’ye bulaşır ve onu zorlamaya kalkarsa bir çalkantı yaşanabilir. Sonuç ise 16 Temmuz 2016’nın gereksiz bir tekrarı olur.
İlk etapta Biden yönetimi etkisini Suriye ve Irak’taki Kürt oluşumları üzerinde gösterecektir. Türkiye’yi bu bölgelerdeki özerklik arayışlarına destek vermeye zorlayacaktır. Türkiye ise bu hamlelere Avrasya politikaları ve NATO’ya verdiği katkıyla savuşturmaya çalışacaktır. Ancak burada keselim zira bu gündem daha çok su kaldırır.
YAZIK OLDU
Berat Albayrak’ın aniden ekonomi yönetiminden ayrılması Biden’ın seçimi kazanmasına bağlanıyor. Bence doğrudan bir ilgisi yok. İlginç bir tesadüf gibi görünüyor. Doğrusu Berat Albayrak’ın bu noktaya nasıl geldiğine bakmak lazım.
1- Enerji Bakanlığında çok başarılıydı. Denizlerimizde fellik fellik doğalgaz ve petrol arayan gemilerimiz onun eseri. Enerji bakanlığında yıllardır kırılamayan bürokrasiyi adeta dağıttı ve Türkiye’nin önünü açtı. Ancak bu başarılarla yetinmedi, başka alanlara taşmaya başladı. Hâlbuki Enerji Bakanlığı’nda kalmaya devam etmeliydi.
2- Maliye ve Hazine Bakanlığı gibi devasa bir sorumluluğun yanında başka sektörleri de takip etme uğraşına girdi. Hâlbuki başbakanlık kaldırılmış Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmişti.
3- Başına iş gelen Berat Bey’den sanmaya başlamıştı. Bu algı Albayrak’ı bir başka şekilde hedef haline getirmişti. Namı çok yürümüştü. Namı onu yok etmeden önce o namını yok etmeliydi.
4- Ekonomi yönetmek enerji politikalarıyla aynı değildi. Enerjide bürokrasiyi kırbaçlayıp cesurca milli adımlar atılabilir. Ancak hiçbir ülkede ekonomi, ülke içi enstrümanlarla yönetilemez. Heyecan ve cesaret ise ekonomi yönetiminin hiç hazzetmediği davranış biçimleridir. Para duygusal değildir. Para babasını bile tanımaz. Ekonomi yönetimi, dengeyi, paylaşmayı, istişareyi ve mütevaziliği sever.
Ankara’da 20 yılını tamamlamış sıradan bir bürokrat bile, karlı ve buzlu bir havada Dikmen Tepesinden kızağına atladı mı ta Ulus heykele kadar devrilmeden yol alabilir. Ankara bürokrasisi kırbaçlandı mı istenilenden daha hızlı koşar. Hatta o kadar hızlı koşar ki kırbaçlayan kişi onu bir daha durduramaz. Sonunda ciğerleri patlar ve arabayı devirir. Her talimatı abartır ve talimatı vereni verdiğine pişman eder. İşte bu durumda güvenilir ve tecrübeli dava insanları önem kazanır.
Sonuçta, başkentten baktığımızda; Berat Bey’in ayrılışını; milletin, siyasetçilerin, bürokratların ve iş insanlarının olumlu karşıladığını söylemek yanlış olmaz. Yazık oldu.
Yeni gündemlerde buluşmak üzere, kalın sağlıcakla.


