Künye
Menü
ESKİ VEYA YENİ ERDOĞAN... | Hayrettin Turan
Hayrettin Turan

hayrettinturan@hotmail.com

ESKİ VEYA YENİ ERDOĞAN...

"Eski Ak Parti yeni Ak Parti" veya "eski Erdoğan yeni Erdoğan" ifadelerinin anlamı nedir?

Erdoğan 2001'de bu yola çıktığında toplumun genel görüntüsü şuydu:
* İslami kesimin ciddi manada özgürlük sorunu vardı. "Laiklik" maskesi altında müslümanlar 70 yıldır zulüm görüyordu.
* Yoksulluk ve geçim sıkıntısı had safhada idi...
* Ülke ve insanımız çağın medeniyet imkanlarının çok gerisinde idi. Yolu, suyu, elektriği, okulu, okuma-yazması , sabit telefonu, çamaşır veya bulaşık makinesi olmayın milyonlarca insan vardı. 
* İnsanlar hastane kuruklarında can veriyordu.
* Ulaşım, haberleşme , telekomünikasyon alanında hala bir üçüncü dünya ülkesi idik. Uçağa binmek varlıklı insanların işi idi. Köylü, işçi, memur ve sıradan vatandaşların en lüks ulaşım aracı " Ulusoy Turizm"in birinci sınıf lüks otobüsü idi...
* Eğitimin alt yapısı yoktu. Bina, kitap , araç- gereç, öğretmen sayısı, personel sayısı, eğitim teknolojisi bakımından Mısır'la aynı durumda idik.
* Terör ülkenin ilk sorunu idi. PKK doğuda inisiyatif kullanır ve kendi devlet uygulamalarını kısmi uygular durumda idi. Kimlik yoklaması yapıyor, vergi topluyor, şehirlerin çevresinde ve içlerinde mahkemelerinde yargılama yapıyor, infazlar yapıyor, eğitim kurumları her kademede mevcuttu, meşru devlet otoritesi hiç olmadığı yerler çoktu, doğuda günlük hayatı yönlendiren ve belirleyen güç terördü(PKK )
* FETÖ görünürde yoktu ama 30 yıllık kadrolaşması ile devletin tüm kadrolarında ve iç-dış bağlantıları ile mevcuttu ve bilinmiyordu. Aslında devlet görünenin dışında bir güç tarafından sevk ve idare ediyordu. Demokrasi, seçim , iktidar ve kadroları, yasalar ve hukuk birer formalite ve görüntüden ibaretti.
* Hakimiyet kayıtsız ve şartsız vesayetin idi..

Daha çoğaltabikeceğimiz pek çok yönü ile ülke iyi değildi.

Erdoğan böyle bir durumda yönetimin başına geçti. 3 y iddiası ile işe başladı. Yani yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar ile mücadele ile başladı.

Ancak seçimi kazandığı ilk günden itibaren iktidar yapmamak, çalıştırmamak için elden ne geliyorsa yaptılar.

Bir yandan hizmet üretmeye çalışırken diğer taraftan TBMM, Anayasa mahkemesi, yüksek yargı organları, Ordu, Atatürkçü maskeli kişi , kurum ve kuruluşlar, tüsiad ve diğer ekonomik güçler, medya, ana muhakefet , cumhuriyet baş savcısı ve açıktan değilse de dış mihraklar var güçleri engel çıkarmakta ve saldırmaktaydılar .

Müşiş bir sabır, büyük hoş görü ve tolerans, tüm kesimlere ulaşmada geniş bir diyalog hamlesi, saldırıları göğüsleyecek mukavemet planları ve karşı planlar söz konusu idi iktidar tarafından ..

Ancak düşman ilk günkü görünen halinden farklı idi. Gün geçtikçe bir ahtapot gibi diğer kolları ve yüzleri görünmeye başladı. 2007'de başlayıp hala devam eden saldırılar mücadelenin de zamanla farklılaşmasını zorunlu kıldı.

Milli iradeyi ve gerçek bağımsızlığı hakim kılmak için yapılacak çok iş olduğu ırtaya çıktı.

En başında devlet kurtarılmalıydı. Milletin seçtiği irade millet için çalışamıyordu. Devleti elinde tutan esas güç seçimi bir aksesuar olarak görüyor. Ülkenin stratejik gücünü ve avantajlarını tekelinde bulunduran bir Avrupa ve Amerika var, bir de bu imkanı onlara sağlayan dahili vesayet yapılanması var...

Bütün bunları aşarak bağımsız, milli ve millet menfaati için davranmak kolay değildi... Dereyi geçinceye kadar "dayı!" demek zorunluluğu ortadadır. Ancak bu güçler de devlet ve idaresi aşama aşama kontrollerinden çıktığını gördükçe hırçınlıklarını, gazaplarını ve saldırılarını artırdılar .

Mücadele gizli olmaktan çıkıp çok yönlü, çok boyutlu hem açıktan hem gizli olarak sürmeğe başladı.

Saldırıları etkisiz hale getirilip ülke ilerleme kat ettikçe saldırıların da yöntemi değişti. Özellikle darbe başarısızlığından sonra vesayetin ordu içinden sökülüp atılması düşman güçleri kudurttu. 
Buna karşılık ordumuzu yeniden yapılandırıp hem personel hem de silah, mühimmat açısından millileştirildi.

Yargı Fetö aracılığı ile büyük darbe aldı . Düzeltilmesi şöyle dursun istenilenin çok gerisine düştü. Adalet içeriden çökertildi. Toparlanması zaman alacak bir sorun haline geldi. Fetö militanları hala bu kurumda saklanmakta ve ifsat faaliyeylerini sürdürmektedirler.

Bütün bu olaylar Erdoğan'ın ve partisinin mücadelesinin mücadele stratejisini etkilemiştir. 2003 şartlarındaki uygulamalarında olmasını beklemek olup biteni anlamamak demektir.

Adalet isteniyor ama yargının hali belli. Fetö olayını anlayanlar sorunun zorluğunu da anlamış olmalılar. İşte 31 Mart seçimlerinde YSK bünyesinde olup bitenler ortada. Tüm delilleri ile herşey ortaya kondu. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. Düşman görünmez ve sinsi. Bugün bizim yanımızda canla başla mücadele eden görünen insan bir müddet sonra kripto eleman olarak ortaya çıkıyor ve tutuklanıyor.

* Abdullah Gül'ün PKK , CHP ,İP destekçisi bir ittifakın adayı olmak isteyeceğini kim tahmin edebilirdi?
* Bilmem hangi yargı organındaki hakim ve savcının bunca zamana rağmen hala azılı Fetö elemanı olduğunu kim bekleyebilir?
* Hala ordunun içindr 50'şer 100'ar kişi halinde Fetö hainleri yakalandığını kim bekleyebilir?
* Buna bakarak devletin diğer tüm kurumlarında ve stratejik noktalarda bunların olmadığını kim söyleyebilir?

Efendim, iktidar sensin hallet!

Düşmanın özelliği , görüntüsü, çalışma biçimi kolay tespit edilebilir değildir. Eşlerden biri, kardeşlerden bir kısmı, eş-dostların bazıları, en güvenilenlrtin bazıları vs bu düşmandan olabiliyor...

O halde Erdoğan'a , " hani 2003 ruhu?" denildiğinde şu soru da sorulması gerekir?

2003 Türkiyesi ile 2016 Türkiyesi ve 2019 Türkiyesi aynı mıdır?

O zaman 2003 yılının Türkiyesindeki Erdoğan ile 2019 yılının Türkiyedindeki Erdoğan aynı olmamalıdır. Olsa , Türkiye düşmana altın tepsi ile teslim edilirdi.

Doğru değil mi?


        YORUMUNUZU PAYLAŞIN